izlediklerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
izlediklerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ağustos 2015 Pazartesi

Kahrolası Diana Gabaldon

Herşey geçen sonbahar başladı. Hastalık nedeniyle evden çıkamadığımdan her sabah yabancı dizi kanalların bakıp kafama uyan dizileri seyrediyorum, sonra filmlere sıra geliyor. Dönem dizilerini çok seviyorum. Baktım yeni bir dizi "Outlander", afiş güzel.

Konu güzel  Outlander’da 1945 yılında yaşayan ve evli bir savaş hemşiresinin hikayesi anlatılıyor. Bu hemşire dizide gizemli bir şekilde 1743 yılına yolculuk ediyor ve orada romantik ve genç bir İskoç savaşçıyla evlenmek zorunda kalıyor.

Benim İskoç sevgim lisede tanıdığım ve halen en sevdiğim grup olan Del Amitri ile başladı.
Hayatımda ilk ve son kez bir ünlüye mektup yazdım. Onlar kadar az tanınan bir gruptan cevap beklemiyordun ama 1 ay sonra bana resimleri, ıvır zıvır bilgileri olan bir zarf alınca tabii ben İskoç sever oldum. Gayda sesine, müziklerine,yemyeşil doğasına, kilt eteği giyen erkeklerine, en son olarak aksanlarına hasta oldum. Normalde çok teknik terimler yoksa alt yazıya ihtiyaç duymam , irlanda aksanını da anlarım ancak bu dizi gibi İskoç aksanlılarda illa alt yazı beklerim.



Anacım, baş karakter bu yavru













Bebeğim, o kaslı vücuduna (bir an kendimi Feriştah yenge gibi hissettim) bir de kilt giymiyor mu! Oyyyy oyyyy.








Başroldeki karakterlerin kimyası da müthiş tutmuş.








Kavga var, aşk var, savaş var, tarih var.


 Gerçek hayatta da böyle de sevimli.








Başladım seyretmeye.

Ulen bu gavurlar 8-10 bölüm yapıyor, 8 ay ara veriyor. Dizi öyle bir yerde ara verdi ki mümkün değil beklenmez.
Aradım, bu dizi Diana Gabaldon isimli bir yazarın kitabından yapılıyormuş.
Hemen tüm seriyi aldım.
Merak edenlere sırayla
Yabancı -838 sayfa
Kehribardaki Yusufçuk-896 sayfa
Yolcu- 1080 sayfa
Güz Davulları 1.kitap -638 sayfa
Güz Davulları 2.kitap -582 sayfa
Kar ve Kül 1.kitap - 653 sayfa
Kar ve Kül 2.kitap - 640 sayfa
Yani toplam 5.327 sayfa!

İnsan 5.000 sayfa okuyunca bu karakterlerin yedi ceddini tanımayı bekler değil mi?
Yok anacım..
Kitap gene alakasız bir yerde bitti.
Şimdi baktım 2 yeni kitap daha çıkarmış ama gene 1000 küsur sayfa okuyup elim böğrümde kalmak ister miyim onu bilemedim..
Ben yazara küfür etmeyeyim de, kime edeyim?

18 Nisan 2013 Perşembe

Fransızım fransızsın fransız

Ben üniversite yıllarında ve ilk çalıştığım yıllarda amca kızımla festival festival gezer ve fransız filmi izlerdim. Şimdilerde uzzzzuuuuun bir aradan sonra akşam seanslarında fransız filmlerine dönüş yaptım.
Paris Manhattan -
Film Paris'te geçiyor, Manhattan'la alakası yok öncelikle. Benim pek karizmatik bulduğum Patrik Bruel'in bir filmi. Evde kalmış demeyelimde ilişkilerde başarısız eczacı kadın ile alarm şirketi sahibi arasında gelişen tatlı bir hikaye. Filme Woddy Allen'de sesi ve en son görüntüsü ile eşlik ediyor. Eğlenceli , romantik vs vs .






Une Vie Meilleure - Daha iyi bir hayat -
Ahçı olmak isteyen Yann ile Lübnanlı bekar anne Nadya'nın güzel başlayan fakat kötüye giden hikayesi. Kredi ile kendi lokantalarını açmaya karar verip krediyi ödeyemeyince sıkıntıya düşen çift, Nadya'nın çalışmak için Kanada'ya gidişi ile ayrı kalır. Üstelik kadın oğlunu Yann'a bırakır ama 8 ay haber alamazlar. Bu arada Yann ve Nadya'nın oğlu birbirine bağlanır. Gerçek hayatta olabilecek herşey olduğu gibi anlatılmış. Ben çok sevdim.





Tipik Fransız filmi olmasa da başrol Fransıza ait olan
Before Sunset

 ve









Before Sunrise -
Trende tanışıp bir günü birlikte geçiren genç bir çiftin ilk tanışma filmleri Before Sunrise'de anlatılıyor. Bol dialoglu ama su gibi akıp giden bir film. Fonda ise Viyana var.
Before Sunset'te ise aradan 9 yıl geçer  kahramanlarımız bu kez Paris'te karşılaşır ve pişmanlıkları ile kurdukları yaşam arası sıkışmışlardır. Bu da bol dialaoglu ve su gibi akıp gidiyor.





Les Petits Mouchoirs - Küçük Beyaz Yalanlar -

Bir grup arkadaşın kaza geçiren dostlarını arkalarında bırakıp her yaz birlikte çıktıkları ve paylaştıkları tatilde o yıl birbirleri hakkında düşündüklerini söyledikleri, keşfettikleri, hayatlarını gözden geçirdikleri bir dönem. Çok ustaca yazılmış bir senaryo ve oyunculuklar var.






Le Prenom - İlk isim -
Yine Patrick Bruel. Çocukluk arkadaşı 3 kişiden biri baba olacaktır. Çocuğuna koyduğu ad konusunda ufak bir şaka ile başlayan ve sonra herkesin birbirine içini döktüğü bir gece ve sonrasında yaşananlar. Ben çok eğlendim.








Ensemble Cest Tout - Bir aradayız hepsi bu -
 Tesadüflerle bir araya gelen 3 farklı insan ve bu 3 farklı insanın birbirlerinin hayatını değiştirmesi. Çok beğendim. Çok sıcak, çok gerçek, çok insancıl..







De Rouille et d'os - Pas ve Kemik -

Katil balina eğitmeni ve sokaklarda yaşayan bir dövüşçünün kesişen yolları ve ilişkisi. Çok çarpıcı 
sahneler var, acıtasyona bu kadar eğimli bir senaryoyu bu hataya düşmeden güzel güzel film yapan yönetmeni tebrik ediyorum.







Jeux D’enfants -Cesaretin Var mı Aşka - Önce oyunla başlayan 2 çocuğun aşkının yıllar içinde aldığı yol. Komik ve romantik.
 










Birde berrrbatttt olanı var. Sakın ha, sakın izlemeyin! Ben ettim, siz etmeyin.
Le Dernier Vol- Son uçuş -

Kaybolan sevgilisini aramak için çöle gelen maceracı kadın ve paralı askerin hikayesi. Ama hikaye felan hak getire.. 90 dakika azimle sabrederim diyorsanız siz bilirsiniz.


19 Şubat 2013 Salı

İzlediklerime devam

Önce çok beğendiklerim


Broken- Koşulsuz sevgi
Günümüz İngiltere'sinde orta sınıf bir aile ve yanlış anlaşılmalarla çıkmaza giren hayatları. Konunun işyelişi, babanın çocuklarına düşkünlüğü, ilk aşk, zeka geriliği olan genç yüzünden yaşananlar vs vs. Ben çok beğendim hele ki en sevdiğim adamlardan Tim Roth olunca.







The Liability - Yine İngiliz filmi, yine Tim Roth fakat tamamen farklı bir rol. Üvey babasının pahalı arabasını haşat eden 19 yaşındaki genç, üvey babanın kendisine bulduğu işte çalışarak borcunu ödeyecektir. İş ise kiralık katile yardım etmektir.








Eski film olmasına rağmen benim yeni seyrettiğim
Hangover - Felekten bir gece 1+ 2
Bir arkadaşları evlenmeden önce Las Vegas'ta bekarlığa veda eğlencesi düzenleyen 3 kişi sabah uyandığında hiçbirşey hatırlamamaktadır ve damat ortada yoktur. Acaip güldüm.

Serinin 2.si çok güzel değil ama yine de bu manyak ekip için seyredebilirsiniz. Yine düğün ama bu sefer Bangkok'ta ve damat değil, gelinin kardeşi kayıp.



















Bond- Skyfall
Sırf Daniel Craig için bile izlenir ama film İstanbul'da başlıyor. Fakat İstanbul'da başlayan tren kovalamaca Adana'da devam edince yuhh demedim değil. Yine de güzel film, Bond filmi işte. Ne ararsan var.








Bourne Legacy - Bourne'un Mirası - Hiç mi heyecan düşmez? Düşmedi! Aksiyon, aksiyon, aksiyon. Tüm seri güzel ama ben hep ilkini tercih ediyorum. Bunda Matt Damon yok.








Silver linings playbook - Umut ışığım - İlk kez Bradley Cooper'ı beğendim. 2 arıza tipin sıradışı ilişkileri . Çok güzeldi.









English Vinglish - Hint film ama güzel. Ailesi tarafından İngilizce bilmediği için aşağılanan ev kadını, yeğeninin düğünü için gittiği ABD'de dil kursuna gider. Kendine güveni yerine gelir vs vs








Hobbit - Unexpected Journey - Serinin başlangıcını görmek ve eski güzellikleri yad etmek için seyredilebilir ama Yüzüklerin Efendisi tadını beklemeyin.








 Hope Springs - Aşk Yeniden - 31 yıllık evli çiftin kadın olanı evliliklerinin eskisi gibi olması için bir danışmanın seanslarına yazılır. Erkek gitmek istemez, sonra gider ancak gönülsüzdür. Evliliklerin eskimesi konu ediliyor. Kendinizi bulabileceğiniz filmlerden. Fakat bildiğiniz psikiatri seansı tadında. Seans sahneleri biraz çok olmuş ama güzel güzel.






Fazla beğenmediklerim

Anna Karenina - Romanını ve önceki çevrimleri çok beğenmiştim ama bunu sevmedim. Bir kere Keire Knightly'den Anna Karenina olmamış. Birde tüm film boyunca dekorlar gözümüzün önünde değişince ben filme konsantre olamadım. Tek güzel şey Jude Law sayesinde sevilesi ve acınası bir Karenin .







Uzakdoğu filmlerinden ilk romantik denemem
A moment to remember- Hatırlanacak bir anı
Yarıda bıraktım. Beğenmedim.









Limitless - Limitsiz - Bir hap alıp bir anda beyninin %100'ünü kullanabilseydin neler olurdu. Konu ilginç, işleniş güzel ama ne bileyim ben çok beğenmedim.








The Words - Çalıntı Hayat - Yazma sıkıntısı çeken bir yazar adayı,  kimin olduğunu bilmediği birinin yazdığı bir kitabı bulur, kendisininmiş gibi yayınlatır , büyük başarı elde eder , kitabı yazan kişi ile tanışır ve olanlar. Çok daha güzel olabilirdi hele ki Jeremy Irons varken. Olmamış.







Ve en berbatı - Resident Evil 5- Allah'ım Derviş'in en sevdiklerinden çünkü video oyunu gibi. Al silahı vur kim gelirse.









4 Aralık 2012 Salı

Bu aralar izlediklerim

Kuzuyu uyuttuktan sonra internetten film izlemeye dadandım. Hani benim gibi tv'deki dandik dizilerden sıkılanlar varsa tavsiye edeyim dedim.  Sizinde varsa güzel film tavsiyesi, sizde bana yazın e mi?
İngiliz filmlerine bayılıyorum.
Best Western Marigold Hotel - Hayatımın Tatili
Bizim pek bilmediğimiz bir sistemle telefonla satış konusunda Hindistan'daki bir otelden oda satın alan emekli ingiliz grubun hem kendilerini hem de birbirlerini bulmalarını anlatıyor. Sıcak, gündelik bir film. Sıradan insanlar, yanlızlık, pişmanlık, hayaller, tek başına ayakta kalmayı öğrenmek, uzun süreli evliliklerde yanlızlaşma anlatılıyor. Ben çok sevdim. Tavsiye ederim.






Decoy Bride- Sahte Gelin
İskoç filmi. Aslında çok ahım şahım değil ama benim gibi aksana hayranlara ayıla bayıla izlenebilecek bir film. Küçük bir İskoç adasında paparazzilerden kaçarak evlenmek isteyen bir çiftin damat olanı bu adadaki bir kızla yanlışlıklarla başlayarak aşkla sonuçlanan komik ve keyifli bir film.







Angel's Share- Meleklerin Payı
Neylerse güzel eyleyen Ken Loach'dan çok güzel bir film. İşledikleri suçlar sebebiyle kamu hizmetine çarptırılan bir grub İskoç'un viski tadımına merak salmasıyla başlayan olaylar zinciri.Çok komik, çok çılgın.








Comme un Chef - Şef
Fransız filmlerinin illaki sıkıcı olmadığına kanıt. Jean Reno bir restoranda şeftir. Birde şef yardımcısı olma hayalleri kuran bir adam vardır. Tanışırlar, beraber çalışırlar ve restoranı fuzyon mutfağı yapmak isteyen sahibi yenerler. Çok güzel ve komik bir film ama sakın aç karnına izlemeyin.







The Damn United- Lanetli Takım
Gerçek bir olaydan yapılan film. Takıma gelen yeni teknik direktörün şımarık oyuncular, eski teknik direktörü destekleyenler ve klup yöneticilerine karşı savaş verip uzun yıllar sürecek şampiyonluğa giden yolu. Benim gibi futbol sevmeyenlerden bile olsanız sizi futbolla sıkmayıp filme kaptırabiliyor.







Help- Duyguların Rengi
Amerika'da ırkçılığın son sürat hüküm sürdüğü yıllarda evlerde yardımcılık yapan zenci kadınların hikayelerini yazmaya başlayan bir beyaz kadının hikayesi. Etkileyici, sürükleyici.








Intouchables - Can dostum
Tekerlekli sandalyeye bağlı zengin bir adam ve ona bakıcı olarak gelen zenci arasında gelişen dostluk. Zenci bakıcı diğerleri gibi adama acımaz ve ona normal davranır. Bu da engelli adamın en ihtiyacı olan şeydir. Bu filmde gerçek bir öyküden alınmaymış.







Sa Som I Himmelen - Türkçe'ye çevrilmemiş
İsveç filmi. Meşhur bir orkestra şefi kalp krizi geçirince kendini emekli eder ve doğduğu ve 7 yaşına kadar yaşadığı küçük köye döner. Köyün kilise korosunu yönetme işini gönülsüzce de olsa üstlenir ve köydekilerin hayatını derinden etkiler. Biraz ağır tempolu ama izlenir bence.







The Iron Lady - Demir Leydi
Yaşı benim gibi yetenlerin hep merak ettiği bir şahsın öyküsü. İngiltere'nin en sevilen ve en nefret edilen Başbakanı Margret Thatcher'in yaşamından kesitler. Merly Streep döktürmüş ve ikizi kadar benzemiş.








To Rome with Love - Roma'dan Sevgilerle
Tipik Woddy Allen filmi. Kargaşa, şamata, bol diyalog. Roma'ya gelen ve bir İtalyan'a aşık olan kızları yüzünden Roma'ya gelen bir çift, küçük kentten iş umuduyla Roma'ya gelen yeni evli çift, eski günleri yad etmek için tatile gelen meşhur mimar ve genç mimarlık öğrencisi ile durduk yerde meşhur olan bir adamın komik hikayeleri.







Et Maintenant On Va Ou - Peki Şimdi Nereye
Herhangi bir Ortadoğu ülkesinde olabilecekler. Müslüman ve Hristiyanların beraber yaşadıkları köyde kadınların barışı sağlamak için yaptıkları komik ve şaşırtıcı hareketler. Bizim Şalvar Davası'nın bir başka versiyonu. Filmin başındaki dans ve şarkılara bakıp müzikal zannetmeyin, değil.








Gelelim Amerikan Filmlerine. Pek düşkün olmasamda güzel aksiyonları seviyorum.

The Raven -Kuzgun
Meşhur Amerikan şairi Edgar Allen Poe'nun yazdıklarını taklid ederek seri cinayetler işleyen katil ve polise onu bulması için yardım eden şair. Çook mükemmel değil ama izlenebilir.








What To Expect When You're Expecting - Dikkat Bebek Var
Kadınlar ve erkeklerin hamilelik ve ebeveynlik maceraları. Komik ve bir o kadar da kendinizi bulabileceğiniz bir film.









Total Recall - Gerçeğe Çağrı
Görüntüleriyle Blade Runner'sı andıran futuristik bir film. Hafızası silinen çift taraflı ajanın yaşadıkları. Aksiyon olarak çok güzel ve hep diken üstünde seyrettiriyor. Birde Colin Farrel var.








Invictus - Yenilmez
Yine gerçek olaylardan alınan bir film. Mandela'nın Başkan seçilmesinin hemen ardından ırkçılık sorununa sporla çözüm bulma arayışı. Yine sporun ön planda olmadığı bir spor filmi.








Hadi iyi seyirler....