kanser etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kanser etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
25 Nisan 2018 Çarşamba
güncelleme
Son 2 aydır hastanedeydik. Ayaklarımda yanık gibi yaralar çıktı.. Belediyeden gün aşırı gelip pansuman yaptılar.Tabii dikkatsizler kanattı ve hastanelik ettiler.3 Gün kendimi bilmeden yatmışım, tepki vermeyince eve götürün denmiş,Gözümü açtım abim dervişim orda.Abime ben ameliyat oldum mu dedim.Kendime gelemedim. Gözümü açıyorum gece bir daha açıyorum gündüz..
16 Mart 2018 Cuma
Son durumumuz :(
Selam ben İdil şu an neden uzun bir zamandır bir güncelleme gelmediğinin özetidir.
Şu aralar 1 hafta annem hastanede kaldığı için tabi kurtarıcı meleğimiz teyzem evde bizimle kaldı.
Ben okuldan gelince annemi değil teyzemi gördüğüm için şaşırdım ve sevindim çünkü teyzemle de vakit geçirebilecektim.Aynı zamanda korkmuştum da çünkü anneme birşey mi oldu diye.Eh, o aralar da herkes hastanede(nerdeyse) anneannem ve Tamuna hariç.Eh,anneme de hsta yatağı masa felan geldi ben durur muyum hemen bir yattım ama 1 dk bile sürmedi neyse en azından annem iyi olacak ya.Eh o kanserden kurtulamıyoruz.Tabi beni de 15 tatilde teyzem psikoloğa,sinemaya falan götürdü.Ama 3 aydır felan annemin eli ayağı tutmaz oldu ne teknolojik alet kullanabiliyor ne de elini ilk bir ayağına hafif bir his geldi gitti sonra el ve ayak hisleri gitti.şimdi değişen bir şey yok.
yeni güncellemeler için takipte kalın.
8 Şubat 2018 Perşembe
hastalık güncelleme
Hastalık iyice azdı, tabii hastalık da azdı. Önce abimin, sonra Burak'ın yardımlarıyla radyoterapi almaya başladık. 3 doz aldık ancak benim bir anda bayılmamla biraz korktuk. En son hastaneden ambulans ve 3 adam tuttuk. Bunlar beni gayet rahat taşıyıp bacaklarımı da ezip bükmediler. Bu hastalık yüzünden yetişkin bezi kullanıyorum. Dünyanın bez parasını ödüyoruz.. Ayrıca sabah uyanınca Derviş beni kaldırıp tekerlelkli ve sürgülü sandalyeye oturtuyor, sonra 4.5ta gelip beni yatırıyor tabii oturup durmaktan bacaklar da yara oldu, gece çıkan ateş, nöbet vs...Fizik tedaviye başladım, gün aşırı geliyor. Fakat bu hafta hem radyoterapi hem fizik beni yoracak diye 1 hft ara verdim. Salı günü tekrar başlıyoruz.
20 Aralık 2017 Çarşamba
Kadere inanmalı ya da yine yeni kanser
Daha şunun şurasında 4 yıldır beklediğimiz temiz raporunu alalı 1 ay bile geçmeden bir anda sabahları ayağa kalktığımda sanki pamuklara basıyormuşum gibi hissetmeye başladım. Buna ilaveten aniden 1 haftada bir anda azalan ayak hislerim yüzünden bir nörolağa gittim. Psikiatri ve huzursuz ayak için verilen bazı ilaçları kesti falan filan. Fakat ilacı kesmemize rağmen hiç bir değişiklik olmadı. Bizde tekrar bu doktora gittik,ancak o doktor o gün izinliymiş. Abimle Dervişle her zamanki hastanemizdeki nörolağa gittik. Şikayetlerimizi anlattık. Kadın metastazdan şüphelendi ve hemen kontrastlı mr istendi.Gidip filmi çektirdik ve raporun çıkmasını beklemeden hem nörolağa hem onkoloğa görüntüleri verdik ve korkulan oldu. Gene kanser. 10 seans radyoterapi göreceğim. Yeni çıkan tümorlerden biri omurgaya baskı yaptığından ayaklarımı hissedemiyormuşum.
İlk kez kendimi muhtaç hissettim. 1 haftada bastonla yürümekten tek başıma hiç bir şey yapamadan, yataktan kalmak, yatağa yatmak, tuvalete gitmek, orada sürekli düşmek, kilo olunca yerden seni kaldırsın diye kapıcıyı, yan komşunuzu çağırmak, çamaşırlarınızı bile evdeki hanım giydirisin. Çok ağır geldi bunlar, çok. P.pomda hasta ördeği, Derviş'i bekliyorum ki gelip beni kaldırsın, yatağa yatırsın diye....
Ben ablamla günlere gidebiliyordum, merdivenleri inip çıkabiliyordum, kendi kendime bastonla yürüyebiliyorum derken bunları yaşamak çok ağır geldi bana... Beterin beteri varmış.
Fakat o gün öteki nörolog işe gelseydi benim ilaçlarımı değişirdi,bu nörolog ise bu yeni kanserin bulunmasına sebep oldu,işte kader...
Sonra hemen radoterapi onkoloğuna gittik. 10 seans radyoterapi verdiler, tabii hemen başlandı.
Beni götürmek öyle söylendiği gibi kolay olmuyor. Asansörle giriş katına iniyoruz ama girişten aşağı inmek için 3 kademeli merdiveni kapıcımızın yaptığı tahtadan rampalarla iniyoruz, ancak tersten indirmeleri ve 2 kişi de ben tekerlekli sandalyeden düşmeyeyim diye tutuyor. Arabaya gelince biri tekerlekli sandalyeyi kaymasın diye tutuyor, Derviş arabanın kapısını açıp beni kaldırıyor ve arabanın koltuğuna oturtuyor. Radyoterapi yerine varınca aynı işlem tekrarlanıyor.
Elleri, ayakları tutmayan biri olarak tek başına tuvalet ihtiyacını karşılamak çile. Yine 2 kişiye ihtiyaç oluyor ancak Derviş'in bütün gün beni evde beklemesi mümkün değil, çünkü ne zaman yürüme kabiliyetime kavuşacağım belli değil. Evdeki hanım beni tek başına kaldırmaya çalıştı ama ben kendime hakim olamadığından yere düşüyordum. İri kıyım yan komşumuz ki eşimin orta okuldan arkadaşı veya kapıcı beni kaldırdı. Sonuç Derviş bana tuvalete girebilen, altı delik ve altında tuvaletini otururken bile yapabileceğin bir kovası var. Daha ilk zamanlar Derviş bana bunlardan alalım dedi ama ben kendimi kötü hissederim diye aldırmadım. 3 gün sonra boyun eğmek zorunda kaldım, ablam eşortman altlarını kesti, böylece Derviş sabah ben kalkınca beni koltuğa oturtup öyle işe gidiyor, bende yerimden kalkmadan tuvalet işimi hallediyorum. Tuvaletini yapınca alttaki kovayı çıkarıp benim temizliğimi yapıyorlar ve kova yıkanıp, çamaşır sulu musluk suyu ile dezenfekte ediyorlar. Hiç istemediğim bir konu ise bu oturaklı tekerlekli sandalyede uzun süre oturmaktan bacağımın tekerlekli sandalyeye değen yer alerji yaptı. Zaten onkoloğa gitmeden idra tutamama, büyük apdest kaçırma ve tuvalet ihtiyacımı hissedemediğimden hasta bezi aldık. İlk 3-4 gün acemilikten tam randıman alamadık ama ablamın nalburdan aldığı kalın naylon ve alezler ile bez kullanmaya alıştık. Tabii öne 3-4 markadan 1 kutu alıp denedik fakat bunlar benim sinirlerimi yeteri
kadar bozdu ve son darbe 2 gündür ağzımın sol yanı hareket ettirememek şeklinde oldu.
İnternette bir sitede baktım ve hiç benim kadar çabuk his kaybı yaşayan olmamış. Hep aylardan hatta senelerden bahsediyorlar. Hepsi fizik tedavi görnüş, viz kendi onkoloğomuza sorduk, o da radyoterapinin kemiği aşırı incelttiğinden dolayı fazla zorlanmaması gerektiği, radyoterapi bittikten sonra bir süre beklemeyi ve gidişata göre fizik tedaviye başlanabileceğini söyledi. Böyle b.mbok durumda bekliyorum...
Lütfen kanser hastaları en ufak bir değişiklikte hemen, acil doktorunuza gidin. Sakın geçer diye beklemeyin
İlk kez kendimi muhtaç hissettim. 1 haftada bastonla yürümekten tek başıma hiç bir şey yapamadan, yataktan kalmak, yatağa yatmak, tuvalete gitmek, orada sürekli düşmek, kilo olunca yerden seni kaldırsın diye kapıcıyı, yan komşunuzu çağırmak, çamaşırlarınızı bile evdeki hanım giydirisin. Çok ağır geldi bunlar, çok. P.pomda hasta ördeği, Derviş'i bekliyorum ki gelip beni kaldırsın, yatağa yatırsın diye....
Ben ablamla günlere gidebiliyordum, merdivenleri inip çıkabiliyordum, kendi kendime bastonla yürüyebiliyorum derken bunları yaşamak çok ağır geldi bana... Beterin beteri varmış.
Fakat o gün öteki nörolog işe gelseydi benim ilaçlarımı değişirdi,bu nörolog ise bu yeni kanserin bulunmasına sebep oldu,işte kader...
Sonra hemen radoterapi onkoloğuna gittik. 10 seans radyoterapi verdiler, tabii hemen başlandı.
Beni götürmek öyle söylendiği gibi kolay olmuyor. Asansörle giriş katına iniyoruz ama girişten aşağı inmek için 3 kademeli merdiveni kapıcımızın yaptığı tahtadan rampalarla iniyoruz, ancak tersten indirmeleri ve 2 kişi de ben tekerlekli sandalyeden düşmeyeyim diye tutuyor. Arabaya gelince biri tekerlekli sandalyeyi kaymasın diye tutuyor, Derviş arabanın kapısını açıp beni kaldırıyor ve arabanın koltuğuna oturtuyor. Radyoterapi yerine varınca aynı işlem tekrarlanıyor.
Elleri, ayakları tutmayan biri olarak tek başına tuvalet ihtiyacını karşılamak çile. Yine 2 kişiye ihtiyaç oluyor ancak Derviş'in bütün gün beni evde beklemesi mümkün değil, çünkü ne zaman yürüme kabiliyetime kavuşacağım belli değil. Evdeki hanım beni tek başına kaldırmaya çalıştı ama ben kendime hakim olamadığından yere düşüyordum. İri kıyım yan komşumuz ki eşimin orta okuldan arkadaşı veya kapıcı beni kaldırdı. Sonuç Derviş bana tuvalete girebilen, altı delik ve altında tuvaletini otururken bile yapabileceğin bir kovası var. Daha ilk zamanlar Derviş bana bunlardan alalım dedi ama ben kendimi kötü hissederim diye aldırmadım. 3 gün sonra boyun eğmek zorunda kaldım, ablam eşortman altlarını kesti, böylece Derviş sabah ben kalkınca beni koltuğa oturtup öyle işe gidiyor, bende yerimden kalkmadan tuvalet işimi hallediyorum. Tuvaletini yapınca alttaki kovayı çıkarıp benim temizliğimi yapıyorlar ve kova yıkanıp, çamaşır sulu musluk suyu ile dezenfekte ediyorlar. Hiç istemediğim bir konu ise bu oturaklı tekerlekli sandalyede uzun süre oturmaktan bacağımın tekerlekli sandalyeye değen yer alerji yaptı. Zaten onkoloğa gitmeden idra tutamama, büyük apdest kaçırma ve tuvalet ihtiyacımı hissedemediğimden hasta bezi aldık. İlk 3-4 gün acemilikten tam randıman alamadık ama ablamın nalburdan aldığı kalın naylon ve alezler ile bez kullanmaya alıştık. Tabii öne 3-4 markadan 1 kutu alıp denedik fakat bunlar benim sinirlerimi yeteri
kadar bozdu ve son darbe 2 gündür ağzımın sol yanı hareket ettirememek şeklinde oldu.
İnternette bir sitede baktım ve hiç benim kadar çabuk his kaybı yaşayan olmamış. Hep aylardan hatta senelerden bahsediyorlar. Hepsi fizik tedavi görnüş, viz kendi onkoloğomuza sorduk, o da radyoterapinin kemiği aşırı incelttiğinden dolayı fazla zorlanmaması gerektiği, radyoterapi bittikten sonra bir süre beklemeyi ve gidişata göre fizik tedaviye başlanabileceğini söyledi. Böyle b.mbok durumda bekliyorum...
Lütfen kanser hastaları en ufak bir değişiklikte hemen, acil doktorunuza gidin. Sakın geçer diye beklemeyin
12 Aralık 2017 Salı
Yan etki nakavt etti
Kanser tedavileri başladıktan sonra aralıksız depresyon tedavisi de görüyorum. Uyku problemlerim de başladı ve psikiatri doktoru bunun içinde ilaç verdi. Fakat uzun süredir çok nadiren olan bacaklarımı sürekli hareket etmeme neden olan bir sıkıntı yaşamaya başldım. Önce romatizma zannettim, dizlik alıp taktım. Omuzum için verilen ilaçlardan merhem ve sprey olanları dizlerime sıktım, ancak onlarda işe yaramayınca nöroloji doktoru teşhisi "huzursuz bacak sendromu". Hastalıklarımda afilli, düşük parmak, donuk omuz, huzursuz bacak.....!
Psikiatr bana bir ilaç verdi. Bu arada oraya bastonla gittim. Bu ilacı 10 gün kullandım, salak kafam prospektüse bakmamışım. 1 hafta sonra ayak tutmamakta, oturduğum yerden kalkamamakta ve tutunrak indiğim merdivenlerden inip-çıkamamaya başladım. Psikiatriye telefon açıp durumu anlatınca 1 olan dozu 1/2 içmem söylendi. Vallahi hocam ben bunu içmiycem, çünkü benim bacaklarım zaten tutmuyor, bunu içersem yatalak olurum dedim. Doktor tamam dedi.
Ya, be Allah'ın kulu, beni görüyorsun bastonla zor gidip geliyorum, bana yan etkisi bu kadar ağır olan bir ilacı niye veriyorsun? O kadar gelişme sağladıktan sonra şimdi tuvalete bile beni başkası götürüyor! Moralim yerlerde... Siz siz olun prospektüsü okumadan ilaç almayın!
Psikiatr bana bir ilaç verdi. Bu arada oraya bastonla gittim. Bu ilacı 10 gün kullandım, salak kafam prospektüse bakmamışım. 1 hafta sonra ayak tutmamakta, oturduğum yerden kalkamamakta ve tutunrak indiğim merdivenlerden inip-çıkamamaya başladım. Psikiatriye telefon açıp durumu anlatınca 1 olan dozu 1/2 içmem söylendi. Vallahi hocam ben bunu içmiycem, çünkü benim bacaklarım zaten tutmuyor, bunu içersem yatalak olurum dedim. Doktor tamam dedi.
Ya, be Allah'ın kulu, beni görüyorsun bastonla zor gidip geliyorum, bana yan etkisi bu kadar ağır olan bir ilacı niye veriyorsun? O kadar gelişme sağladıktan sonra şimdi tuvalete bile beni başkası götürüyor! Moralim yerlerde... Siz siz olun prospektüsü okumadan ilaç almayın!
8 Eylül 2017 Cuma
Ön-ergen adamı yay gibi geren
Efendimm, bizim zamanımızda biz ergenlik bilmezdik, kimse de bilmezdi. Sıkıysa annene karşı gel, itiraz et. Annem beş kardeşi verirdi, terlik falan kullanmazdı. Elinin beş parmağıyla okşardı. Bir şey söylerse "1 dk" diyemezdin, "1 dakika yoook, gülyüz deyince- ablam, ayşen deyince son hece bitmeden yanımda biteceksimiz" derdi.
Ablam da ben de ilkokula başlayınca bütün bulaşık işini dönüşümlü yapmaya başladık. Makina falan nerdeee?
Evin tüm temizliği bize aitti. Annem sadece çamaşır ve yemeği yapardı, bize yemek dışında herşeyi öğretti. Bir de manyak titizdi, 4 bezle 2 ayrı kova ile cam silinirdi. Çerçeveler ayrı kovadaki suıyla, iç camın kovası ayrı, önce içten ayrı bezle silinir, dıştan ayrı bezle silinirdi, iç cam bezini dış cama süremezdin. Dış cam da aynı böyle her camda su değiştirilirdi. İlk taşındığımız zaman tüm odalar marley denen bir yer kaplaması ile döşeliydi. Banyo ise eski taşlarla döşeliydi. Bu marleyleri o zaman cif benzeri "vim" diye bir temizlik maddesi ile metal bulaşık teliyle temizlenirdi. Bu vim sıvı değil, pütürlü bir şeydi. Habire "vim"le tellenirdi. Banyo ise arap sabunu ile plastik sert ince kıllı fırçayla temizlenirdi.
Ablamı sabah temizlik yapsın diye öğlenci yazdırırdı. O zaman pimapen diye bir şey yoktu, tahta pencereler vardı. Bu pencerelerin arasında ince bir aralık vardı ve bu aralığa bezin ucunu kıvırıp öyle temizletirdi. Biz cam silerken o da içerden " püf püf" diye sesli sesli üflerdi.
O zaman perde olarak jaluzi denen şimdinin stor perdesine benzer, plastik sert şerit şerit bir perde vardı. O jaluzelerin başı ve sonundan delinmiş, aradan perdeyi açan-kapayan ve kaldırıp-indiren iki ip vardı. O iplerin arasını sildik mi diye parmağını sürerdi.
Çalışmaya başladığım zaman kadın tutup bu mütena görevi devrettim. Fakat bizim hatun kadınları çıldırtıp kaçırttı. Yaşlanınca bu titizlik o kadar sert olmadığından kadınları kaçırtmadı.
Böyle bir annenin kızı olarak temizlikten nefret ettim.
Başak burcu gibi gıcık bir burcun insanı olarak her şeyin yerinde olması, yerinde olmayan şeyi derhal kaldırılıp yerine konması gibi isteklerim var. Tabii istekler-gerçekler zıt oldu.
Mesela plastik kapaklı kutular aldım.. Barbie evi kutusu ayrı, Barbie mobilyaları kutusu ayrı, Barbie bebeklerin kutusu ayrı, bebek elbiseleri kutusu ayrı, bebeklerin ayakkabı-çanta kutusu ayrı, Monster High bebekleri ayrı kutuda, elbise- ayakkabıları ayrı kutuda çünü Monster High bebeklerinin vücut ve ayakları Barbie'lerden daha farklı ölçülerde, dolayısı ile onun kıyafet /ayakkabısı öbürüne olmuyor.
Kitaplar serisine göre sıralı olmalı. Kıyafetler temizse katlanıp dolaba konmalı. Diyeceksiniz ki "sen annenden daha manyaksın". Evet manyağım ama bu işleri bizim İdil yapar mı? ASLAAA.
Periyodik aralıklarla o kutular açılır, her seferinde karman çorman karışmıştır. Kutuları tekrar toplarız. Biz 30 parça koyduysak kutuya, İdoş yarı oynar yarı toplar belki 2-3 eşya atardı kutuya.
Tabii doğduğundan beri evde yatılı kadın var. Emekli olana dek 5.5 yıl bakıcısı vardı, sonraki 1 yıl ben evdeydim. Sonra kanser geldi ve anne neredeyse yatalak olunca gene 2-3 senedir evde yatılı yardımcı var. İlk bakıcısı ben işe başladığımdan 2.5 aylıktan 5.5 yaşına kadar gündüz full ona baktığından İdoş hanımı bebek gibi pohpohladı, yemeğini o yedirdi, her şeyi bakıcı topladı, kaldırdı. Hala hafta da bir gün geldiğinde İdoş'u yediriyor. Diyorum ki "Ya, mümkün olsaydı kızın yerine sen tuvalete gidersin kız yorulmasın diye"
Ablam da diyor ki "Kızım, çocuk doğduğundan beri evde yardımcı var, arkasını o topluyor. Şimdi ki hanım da İdil'in totosunu kaldırmadığından sabrı kalmayıp kendi topluyor.
Kızım yay burcu, kurallardan KAT'İ surette hoşlanmıyor, morali okyanus dalgası modelinde, saniyesinde metrelerce yükseliyor, saniyesinde yerle yeksan oluyor. Babaannesi gibi anında gözyaşları döke döke ağlıyor. Bir şey istediğimizde "1 dk" diyor, 10 dk oluyor hatun yerinden kalkmıyor, "hadi hadi" diye diye içim çıkıyor. Tatilde diye Barbie evini salona kurmasına izin verdim ve en az 2 hafta yerinden kaldırmadan beklettim.
"Hadi toplayalım" dedim, yine kutular boşaltı, ayrıldı, kutulara kondu. Yaşına göre küçük kalan oyuncaklar ihtiyaç sahibi 3 çocuğa yollandı. 2-3 gün sonra Barbie evi bu sefer LPS Miniş evi oldu, salon gene doldu. Sonra "hadi topla" denince toplanıp çalışma masasının üstüne yayıldı. "Kızım okul başlayacak kaldır bu oyuncakları" dememe rağmen hala odada. Kitaplar gardrobun üstünde, yatarken okuyormuş, sonra yatağın yanındaki gardrobun tepesine konuyormuş, yere mi atsaymış yani?
Kurallar ise her daim delinme için potansiyel. Misal, tablet vs günde 2 saat mi dedik, 2 saat bitiyor, bu sefer telefon alınıyor, niye alıyorsun dediğimizde " siz tablete 2 saat dediniz, bu telefon, tablet değil ki" diyor. Telefonu yasak desen her seferinde telefonu saklayarak oynuyor, o yüzden saklamasın diye telefonu da süreli yapıyoruz, bu sefer telefonunun şarşı hep bitik oluyor. Telefon bitiyor mp4 çalar açılıyor, orada yüklediği youtube videolarını izliyor. Yani her yasak itina ile deliniyor.
Okul başında her gün 1.5 saat mola, sonra işlediği dersin tekrarı, sonra test çözme vs. Daha bu plana hiç uyulmadı. Bahaneleri "bugün ders işlemedik, hoca gelmedi, hoca geç geldi, hoca sınavın hangi konulardan olduğunu söylemedi, test çözerken ise bu Morpa testleri bizim konulara uymuyor". Morpa diyelim o derste 10 konu başlığıyla 80 adet testi - bütün yıl için- sadece 2-3 konu başlığında çözdüğü 15-20 test çözüp bak çözdüm diyor. Morpada testler bir sayfada yapılanlar var, tarihe göre sıralanınca yapmadığı tonlarca test çözülmemiş oluyor. Yani her tür kaçamak için itina ile çalışılıyor.
Diyeceksiniz ki bu kadar ders olur mu? Tüm ödevleri okulda teneffüslerde yapıyor. Tekrar yaptım diyor toplam 1 yıllık defter toplam 10-15 sayfa olur mu? Devlet okulu olduğundan sınıflar 50-60 kişi arası, tabii öğretmen her biri ile tek tek uğraşamıyor. Öğrenci eğer okumaya niyetli ise görüyoruz ta ücra köşede yaşayan çocuklar tam puan alıyor, bizim pohpohlanan çocuklar fısss.
Sürekli konuşuyoruz, anlatıyoruz, örnekler veriyoruz ama tabii bizim ön ergen bunları hiç kaale almıyor. "Üniversite 2 yıllık olan var mı?" "Yok" diyoruz, "4 sene". Hayvanları seviyor diye sürekli animal planet seyredip gaza getirmeye çalışıyorum, "Veterinerlik kaç sene?" diyor, "5" diyorum.
"Yok ben şarkıcı olacağım" diyor, baleye verdik 2 ayda sıkıldı ki kendi istedi, ille bale öğreneceğim diye.
Bütün şarkıları ezberliyor, danslar ediyor. O yaşta tabii hepimiz aynını yapardık. Kulağımda walkman bütün gün dolanırdım ben de. O zamanlar teyp-kaset vardı, babam eve teyp almıştı, bende kasete dersleri tekrar okur, kaydederdim. Sonra dinlerdim ve test çözerdim. Bu sayede üniversite sınavını ilk tercihim olan İstanbul Üniversitesi Basın Yayın -Gazetecilik ve Halkla İlişkiler okudum. Herkes kurslara giderdi, ben sadece evde test çözerdim. Çok okuduğum için okuduğumu çabuk anlayıp cevaplamak benim artım oldu.
Fakat bizimki notları matematik en düşük 77 olunca hiç onaylamadığım halde, eve öğretmen getirdik.
Bu kararımızda işin ilmini gençken alsın, matematiği sevsin, öğrensin diye düşündük. Gelen öğretmen haftada 2 saat geliyor, 1 saat konuyu anlatıp, soru çözdürüyor, 20 dk mola veriyor, sonra gene testler. Ama bizim hatun adamı dinlemiyor bulduğu yavru kedileri, kuşları, çiçek böcek muhabbeti yapıyor. Adam "A, öyle mi? Hadi konuya dönelim" diyor. Biz uyarıyoruz tabii adam gittikten sonra , neyse derslere başlayınca ilk sınavı "çok iyi geçti" diyor not 70! Çünkü bir an evvel bitirip bahçeye çıkacak. Tabii aceleden hatalı işaretliyor, defalarca uyarmamıza rağmen matematik sınavı yazmadan, kafadan rakkamları hesaplıyor, tabii hata yapıyor.
Ön-ergenliği dibine kadar yaşayarak her konuşmada onun hakkında es kaza yorum yaparsak "Başladın gene beni gömmeye" diyor. Her konuda en son o laf söylemek istiyor. Bu da kinayeli sözler oluyor. Sinirle fevri hareketler yaparak duruyor. Sonra üzülüyor, ağlıyor. Her seferinde dilimiz döndüğünce anlatıyoruz, "neden" diye soruyor, sebepler anlatılıyor, itiraz geliyor, iğneleyici ve kısık sesle bir laf mevzu bitimi onun söylediği olsun diye gene ondan geliyor.
Kanserli bir hasta olarak onun yaşadığı üzüntüyü anlıyorum, kaybetme korkusunu anlıyorum. Ama ben de kızım için elimden geleni yapıyorum. Hiç "ah-uh" demem, mümkün olduğunca yatmam, onu sık sık öperim, koklarım, hastalığın başında pedagoga bile götürdüm. Arkadaşları her toplandığında götürürüm, arkadaşları eve gelebiliyor, mümkün olduğunca tutarlı davranıyoruz, başta "hayır" demişsek veya baba hayır derse asla "evet" denmez. Baba ne derse aynı şey söylenir, bir şey gizlenmez . Bütün anne-çocuk toplantılarına baston-tekerlekli sandalye ile gidiyorum, taksiyle avm'lerde oyuncakçı, kitapçı geziyoruz. Evde sinema saati yapıp cips yiyip animasyon fimi izliyoruz. Tatilde ayağım tutmamasına rağmen her gün babasıyla beraber havuza girip onunla oynadık. Benim havuzdan çıkmam çok zor olmasına rağmen her gün havuza girdik, kendimi zorla merdivenlere çıkarıyordum, tabii eşim yardım ediyor, bazen garsonlardan yardım alarak beni havuzdan çıkarıyordu.Tabii bu merdivenden çıkarken bacaklarımı merdivene vura vura morarttım. Sırf animasyon şovlarını seyretsin diye zor şer anfi tiyatroya tırmanıyordum.
Bu kadar uğraştığınız zaman bu iğneleyici laflar, tavırlar daha çok can yakıyor. Bazen sesim yükseldiğinde acaip bozuluyor ve "ne dedim ki, bana niye bağırdın" diye küsüyor. Ayy, daha bunun ergenliği var....
Kahrolsun 2 yaş sendromu, ön-ergen sendromu, ergen sendromu!!!!
Yaşasın menepozlu kadın sendromu!!!!
Ablam da ben de ilkokula başlayınca bütün bulaşık işini dönüşümlü yapmaya başladık. Makina falan nerdeee?
Evin tüm temizliği bize aitti. Annem sadece çamaşır ve yemeği yapardı, bize yemek dışında herşeyi öğretti. Bir de manyak titizdi, 4 bezle 2 ayrı kova ile cam silinirdi. Çerçeveler ayrı kovadaki suıyla, iç camın kovası ayrı, önce içten ayrı bezle silinir, dıştan ayrı bezle silinirdi, iç cam bezini dış cama süremezdin. Dış cam da aynı böyle her camda su değiştirilirdi. İlk taşındığımız zaman tüm odalar marley denen bir yer kaplaması ile döşeliydi. Banyo ise eski taşlarla döşeliydi. Bu marleyleri o zaman cif benzeri "vim" diye bir temizlik maddesi ile metal bulaşık teliyle temizlenirdi. Bu vim sıvı değil, pütürlü bir şeydi. Habire "vim"le tellenirdi. Banyo ise arap sabunu ile plastik sert ince kıllı fırçayla temizlenirdi.
Ablamı sabah temizlik yapsın diye öğlenci yazdırırdı. O zaman pimapen diye bir şey yoktu, tahta pencereler vardı. Bu pencerelerin arasında ince bir aralık vardı ve bu aralığa bezin ucunu kıvırıp öyle temizletirdi. Biz cam silerken o da içerden " püf püf" diye sesli sesli üflerdi.
O zaman perde olarak jaluzi denen şimdinin stor perdesine benzer, plastik sert şerit şerit bir perde vardı. O jaluzelerin başı ve sonundan delinmiş, aradan perdeyi açan-kapayan ve kaldırıp-indiren iki ip vardı. O iplerin arasını sildik mi diye parmağını sürerdi.
Çalışmaya başladığım zaman kadın tutup bu mütena görevi devrettim. Fakat bizim hatun kadınları çıldırtıp kaçırttı. Yaşlanınca bu titizlik o kadar sert olmadığından kadınları kaçırtmadı.
Böyle bir annenin kızı olarak temizlikten nefret ettim.
Başak burcu gibi gıcık bir burcun insanı olarak her şeyin yerinde olması, yerinde olmayan şeyi derhal kaldırılıp yerine konması gibi isteklerim var. Tabii istekler-gerçekler zıt oldu.
Mesela plastik kapaklı kutular aldım.. Barbie evi kutusu ayrı, Barbie mobilyaları kutusu ayrı, Barbie bebeklerin kutusu ayrı, bebek elbiseleri kutusu ayrı, bebeklerin ayakkabı-çanta kutusu ayrı, Monster High bebekleri ayrı kutuda, elbise- ayakkabıları ayrı kutuda çünü Monster High bebeklerinin vücut ve ayakları Barbie'lerden daha farklı ölçülerde, dolayısı ile onun kıyafet /ayakkabısı öbürüne olmuyor.
Kitaplar serisine göre sıralı olmalı. Kıyafetler temizse katlanıp dolaba konmalı. Diyeceksiniz ki "sen annenden daha manyaksın". Evet manyağım ama bu işleri bizim İdil yapar mı? ASLAAA.
Periyodik aralıklarla o kutular açılır, her seferinde karman çorman karışmıştır. Kutuları tekrar toplarız. Biz 30 parça koyduysak kutuya, İdoş yarı oynar yarı toplar belki 2-3 eşya atardı kutuya.
Tabii doğduğundan beri evde yatılı kadın var. Emekli olana dek 5.5 yıl bakıcısı vardı, sonraki 1 yıl ben evdeydim. Sonra kanser geldi ve anne neredeyse yatalak olunca gene 2-3 senedir evde yatılı yardımcı var. İlk bakıcısı ben işe başladığımdan 2.5 aylıktan 5.5 yaşına kadar gündüz full ona baktığından İdoş hanımı bebek gibi pohpohladı, yemeğini o yedirdi, her şeyi bakıcı topladı, kaldırdı. Hala hafta da bir gün geldiğinde İdoş'u yediriyor. Diyorum ki "Ya, mümkün olsaydı kızın yerine sen tuvalete gidersin kız yorulmasın diye"
Ablam da diyor ki "Kızım, çocuk doğduğundan beri evde yardımcı var, arkasını o topluyor. Şimdi ki hanım da İdil'in totosunu kaldırmadığından sabrı kalmayıp kendi topluyor.
Kızım yay burcu, kurallardan KAT'İ surette hoşlanmıyor, morali okyanus dalgası modelinde, saniyesinde metrelerce yükseliyor, saniyesinde yerle yeksan oluyor. Babaannesi gibi anında gözyaşları döke döke ağlıyor. Bir şey istediğimizde "1 dk" diyor, 10 dk oluyor hatun yerinden kalkmıyor, "hadi hadi" diye diye içim çıkıyor. Tatilde diye Barbie evini salona kurmasına izin verdim ve en az 2 hafta yerinden kaldırmadan beklettim.
"Hadi toplayalım" dedim, yine kutular boşaltı, ayrıldı, kutulara kondu. Yaşına göre küçük kalan oyuncaklar ihtiyaç sahibi 3 çocuğa yollandı. 2-3 gün sonra Barbie evi bu sefer LPS Miniş evi oldu, salon gene doldu. Sonra "hadi topla" denince toplanıp çalışma masasının üstüne yayıldı. "Kızım okul başlayacak kaldır bu oyuncakları" dememe rağmen hala odada. Kitaplar gardrobun üstünde, yatarken okuyormuş, sonra yatağın yanındaki gardrobun tepesine konuyormuş, yere mi atsaymış yani?
Kurallar ise her daim delinme için potansiyel. Misal, tablet vs günde 2 saat mi dedik, 2 saat bitiyor, bu sefer telefon alınıyor, niye alıyorsun dediğimizde " siz tablete 2 saat dediniz, bu telefon, tablet değil ki" diyor. Telefonu yasak desen her seferinde telefonu saklayarak oynuyor, o yüzden saklamasın diye telefonu da süreli yapıyoruz, bu sefer telefonunun şarşı hep bitik oluyor. Telefon bitiyor mp4 çalar açılıyor, orada yüklediği youtube videolarını izliyor. Yani her yasak itina ile deliniyor.
Okul başında her gün 1.5 saat mola, sonra işlediği dersin tekrarı, sonra test çözme vs. Daha bu plana hiç uyulmadı. Bahaneleri "bugün ders işlemedik, hoca gelmedi, hoca geç geldi, hoca sınavın hangi konulardan olduğunu söylemedi, test çözerken ise bu Morpa testleri bizim konulara uymuyor". Morpa diyelim o derste 10 konu başlığıyla 80 adet testi - bütün yıl için- sadece 2-3 konu başlığında çözdüğü 15-20 test çözüp bak çözdüm diyor. Morpada testler bir sayfada yapılanlar var, tarihe göre sıralanınca yapmadığı tonlarca test çözülmemiş oluyor. Yani her tür kaçamak için itina ile çalışılıyor.
Diyeceksiniz ki bu kadar ders olur mu? Tüm ödevleri okulda teneffüslerde yapıyor. Tekrar yaptım diyor toplam 1 yıllık defter toplam 10-15 sayfa olur mu? Devlet okulu olduğundan sınıflar 50-60 kişi arası, tabii öğretmen her biri ile tek tek uğraşamıyor. Öğrenci eğer okumaya niyetli ise görüyoruz ta ücra köşede yaşayan çocuklar tam puan alıyor, bizim pohpohlanan çocuklar fısss.
Sürekli konuşuyoruz, anlatıyoruz, örnekler veriyoruz ama tabii bizim ön ergen bunları hiç kaale almıyor. "Üniversite 2 yıllık olan var mı?" "Yok" diyoruz, "4 sene". Hayvanları seviyor diye sürekli animal planet seyredip gaza getirmeye çalışıyorum, "Veterinerlik kaç sene?" diyor, "5" diyorum.
"Yok ben şarkıcı olacağım" diyor, baleye verdik 2 ayda sıkıldı ki kendi istedi, ille bale öğreneceğim diye.
Bütün şarkıları ezberliyor, danslar ediyor. O yaşta tabii hepimiz aynını yapardık. Kulağımda walkman bütün gün dolanırdım ben de. O zamanlar teyp-kaset vardı, babam eve teyp almıştı, bende kasete dersleri tekrar okur, kaydederdim. Sonra dinlerdim ve test çözerdim. Bu sayede üniversite sınavını ilk tercihim olan İstanbul Üniversitesi Basın Yayın -Gazetecilik ve Halkla İlişkiler okudum. Herkes kurslara giderdi, ben sadece evde test çözerdim. Çok okuduğum için okuduğumu çabuk anlayıp cevaplamak benim artım oldu.
Fakat bizimki notları matematik en düşük 77 olunca hiç onaylamadığım halde, eve öğretmen getirdik.
Bu kararımızda işin ilmini gençken alsın, matematiği sevsin, öğrensin diye düşündük. Gelen öğretmen haftada 2 saat geliyor, 1 saat konuyu anlatıp, soru çözdürüyor, 20 dk mola veriyor, sonra gene testler. Ama bizim hatun adamı dinlemiyor bulduğu yavru kedileri, kuşları, çiçek böcek muhabbeti yapıyor. Adam "A, öyle mi? Hadi konuya dönelim" diyor. Biz uyarıyoruz tabii adam gittikten sonra , neyse derslere başlayınca ilk sınavı "çok iyi geçti" diyor not 70! Çünkü bir an evvel bitirip bahçeye çıkacak. Tabii aceleden hatalı işaretliyor, defalarca uyarmamıza rağmen matematik sınavı yazmadan, kafadan rakkamları hesaplıyor, tabii hata yapıyor.
Ön-ergenliği dibine kadar yaşayarak her konuşmada onun hakkında es kaza yorum yaparsak "Başladın gene beni gömmeye" diyor. Her konuda en son o laf söylemek istiyor. Bu da kinayeli sözler oluyor. Sinirle fevri hareketler yaparak duruyor. Sonra üzülüyor, ağlıyor. Her seferinde dilimiz döndüğünce anlatıyoruz, "neden" diye soruyor, sebepler anlatılıyor, itiraz geliyor, iğneleyici ve kısık sesle bir laf mevzu bitimi onun söylediği olsun diye gene ondan geliyor.
Kanserli bir hasta olarak onun yaşadığı üzüntüyü anlıyorum, kaybetme korkusunu anlıyorum. Ama ben de kızım için elimden geleni yapıyorum. Hiç "ah-uh" demem, mümkün olduğunca yatmam, onu sık sık öperim, koklarım, hastalığın başında pedagoga bile götürdüm. Arkadaşları her toplandığında götürürüm, arkadaşları eve gelebiliyor, mümkün olduğunca tutarlı davranıyoruz, başta "hayır" demişsek veya baba hayır derse asla "evet" denmez. Baba ne derse aynı şey söylenir, bir şey gizlenmez . Bütün anne-çocuk toplantılarına baston-tekerlekli sandalye ile gidiyorum, taksiyle avm'lerde oyuncakçı, kitapçı geziyoruz. Evde sinema saati yapıp cips yiyip animasyon fimi izliyoruz. Tatilde ayağım tutmamasına rağmen her gün babasıyla beraber havuza girip onunla oynadık. Benim havuzdan çıkmam çok zor olmasına rağmen her gün havuza girdik, kendimi zorla merdivenlere çıkarıyordum, tabii eşim yardım ediyor, bazen garsonlardan yardım alarak beni havuzdan çıkarıyordu.Tabii bu merdivenden çıkarken bacaklarımı merdivene vura vura morarttım. Sırf animasyon şovlarını seyretsin diye zor şer anfi tiyatroya tırmanıyordum.
Bu kadar uğraştığınız zaman bu iğneleyici laflar, tavırlar daha çok can yakıyor. Bazen sesim yükseldiğinde acaip bozuluyor ve "ne dedim ki, bana niye bağırdın" diye küsüyor. Ayy, daha bunun ergenliği var....
Kahrolsun 2 yaş sendromu, ön-ergen sendromu, ergen sendromu!!!!
Yaşasın menepozlu kadın sendromu!!!!
24 Ağustos 2017 Perşembe
18.yıl ve 49. yaş
18. yıllık evlilik.... Kulağa uzun geliyor, 18 yıl çabuk mu geçti? Evet, çok sıkıntılar , sağlık problemleri, çoook yorucu tüp bebek tedavileri , oydu buydu derken bugünden yarına 18 yıl geçti.
Bu sürede çok yorulduk , çok yıprandık ama birbirimizin elini hiç bırakmadık. Derviş her zaman beni yola soktu, yıkılırsam kollarımdan tutup kaldırdı. Gerektiği kadar konuştu, gerektiği kadar sustu. Bu sürede hep ortada buluştuk ve anlaştık. Kemoterapi seansları sırasında hemşirelerden biri "Ayşen Hanım, dışardan çok buyurgan görünüyorsunuz, Semih bey'e soralım, öyle mi Ayşen hanım?" dedi.
Derviş "Yooo, hiç öyle değildir, tam yol adamıdır" diye cevapladı. Hemşire "Nasıl yani?" diye sordu. " Bir şeyi tutturmaz, her yola gelir" dedi ve beni pek mutlu etti.
Bu seneki 18.evlilik yıl dönümüzü ve benim 49.yaş günümü marinada kutladık, şansımıza hava serindi, yağmur yoktu, İdoş'ta bizi rahatsız etmeyince güzeel bir akşam geçirdik. İdoş'un bize rahatsızlık vermesini açayım da yanlış anlaşılmasın. Hanımdudu bir ön ergen olduğundan her şeye muhalif, her şeyde son lafı söyleme peşinde, "Hayır" onun lügatından kalktığından ille kuralları delmek peşinde. Dolayısıyla sinir harpleri için çok yatkın.
Neyse, bu gidişimizde peruk takmamı istedi ama takamadım ama bastonsuz gittim ve normal yürüdüm, mutlu oldu. Evde de pasta kestik. Marinada balkonun aralığına gelen kedi bizi çok güldürdü, iki patisi ile balkon demirine tutunup miyavladı durdu. Aralarda o kadar çok yemek veren oldu ki buna rağmen gözü doymadı.
İşte fotoğraflar
Umarım seneye tamamen kanserden kurtulmuş, saçım çıkmış ve güzel kesilmiş olur....
Bu sürede çok yorulduk , çok yıprandık ama birbirimizin elini hiç bırakmadık. Derviş her zaman beni yola soktu, yıkılırsam kollarımdan tutup kaldırdı. Gerektiği kadar konuştu, gerektiği kadar sustu. Bu sürede hep ortada buluştuk ve anlaştık. Kemoterapi seansları sırasında hemşirelerden biri "Ayşen Hanım, dışardan çok buyurgan görünüyorsunuz, Semih bey'e soralım, öyle mi Ayşen hanım?" dedi.
Derviş "Yooo, hiç öyle değildir, tam yol adamıdır" diye cevapladı. Hemşire "Nasıl yani?" diye sordu. " Bir şeyi tutturmaz, her yola gelir" dedi ve beni pek mutlu etti.
Bu seneki 18.evlilik yıl dönümüzü ve benim 49.yaş günümü marinada kutladık, şansımıza hava serindi, yağmur yoktu, İdoş'ta bizi rahatsız etmeyince güzeel bir akşam geçirdik. İdoş'un bize rahatsızlık vermesini açayım da yanlış anlaşılmasın. Hanımdudu bir ön ergen olduğundan her şeye muhalif, her şeyde son lafı söyleme peşinde, "Hayır" onun lügatından kalktığından ille kuralları delmek peşinde. Dolayısıyla sinir harpleri için çok yatkın.
Neyse, bu gidişimizde peruk takmamı istedi ama takamadım ama bastonsuz gittim ve normal yürüdüm, mutlu oldu. Evde de pasta kestik. Marinada balkonun aralığına gelen kedi bizi çok güldürdü, iki patisi ile balkon demirine tutunup miyavladı durdu. Aralarda o kadar çok yemek veren oldu ki buna rağmen gözü doymadı.
İşte fotoğraflar
Umarım seneye tamamen kanserden kurtulmuş, saçım çıkmış ve güzel kesilmiş olur....
2 Ağustos 2017 Çarşamba
Kapeda yan etkileri
Kapeda bir kematerapi hapı, her gün 6 adet içiyorum. 6 aydır içiyorum. Prospektüste de yazıyordu yan etki olarak.
1. Parmak uçları elektrik verilmiş gibi ani acı
2. El parmaklarındaki üst parmaklarda hissizlik, su şişesi açmak, bir şey tutamamak, sonra da derilerin soyulması
3. Ayak tabanlarının kat kat sıyrılıp en sonunda derinin açılması.
Doktora resimleri yolladım. Günde 2 kez soğuk su dolu leğende 15'er dakika ayakları bekletmek, sonra da kurulayıp bepanthene plus yara merhemi sürmek. Şimdilik durum hala aynı -3.gün.
İşte resimler;
Tabii bu durumda yürümek çok acı veriyor. Bakalım, umarım krem işe yarar. Herkese sağlıklı günler.
1. Parmak uçları elektrik verilmiş gibi ani acı
2. El parmaklarındaki üst parmaklarda hissizlik, su şişesi açmak, bir şey tutamamak, sonra da derilerin soyulması
3. Ayak tabanlarının kat kat sıyrılıp en sonunda derinin açılması.
Doktora resimleri yolladım. Günde 2 kez soğuk su dolu leğende 15'er dakika ayakları bekletmek, sonra da kurulayıp bepanthene plus yara merhemi sürmek. Şimdilik durum hala aynı -3.gün.
İşte resimler;
Tabii bu durumda yürümek çok acı veriyor. Bakalım, umarım krem işe yarar. Herkese sağlıklı günler.
27 Temmuz 2017 Perşembe
Kanser hastalarında port yenilenmesi
Kanser hastalarına port takılması konusunda bir yazım vardı. Portların ömrü 5 yıl olduğundan ve kilo verdiğim için portun yüzeye çıkması söz konusu olunca doktoruma gösterdim, idare eder dedi. Tatile çıkmadan önce port yarı yarıya dışarı çıktı. Az daha beklersem kendiliğinden çıkacak gibiydi.
Portu taktırdığım hastaneyi aradım, takan ve benim çok memnun kaldığım doktorumun artık orada çalışmadığını söylediler. O doktoru arayıp buldum, başka bir alanda uzmanlaştığını, o yüzden benim başka bir doktor ve hastane bulmamı söyledi. Taktırdığım hastaneyi tekrar aradım, durumu anlattım. Bu işlemi artık genel cerrahlar değil, kalp damar cerrahlarının taktığı söylendi. Tatil bitimi koşa koşa hastaneye gittik. Doktorumuz muayene etti. Aynı gün işlemi yapmasını rica ettik. Sağolsun bizi kırmadı. Lokal anestezi ile önce eski portu çıkardı, fakat çevresindeki dokular artık taşlaşmıştı. Bu yüzden kazıyarak temizledi. Daha sonra sol tarafa yeni portu taktı. Fakat geçen seferki gibi bu seferde 45 dk denen operasyon tam 2 saat sürdü. Şimdi dinlenme zamanı.
Portu taktırdığım hastaneyi aradım, takan ve benim çok memnun kaldığım doktorumun artık orada çalışmadığını söylediler. O doktoru arayıp buldum, başka bir alanda uzmanlaştığını, o yüzden benim başka bir doktor ve hastane bulmamı söyledi. Taktırdığım hastaneyi tekrar aradım, durumu anlattım. Bu işlemi artık genel cerrahlar değil, kalp damar cerrahlarının taktığı söylendi. Tatil bitimi koşa koşa hastaneye gittik. Doktorumuz muayene etti. Aynı gün işlemi yapmasını rica ettik. Sağolsun bizi kırmadı. Lokal anestezi ile önce eski portu çıkardı, fakat çevresindeki dokular artık taşlaşmıştı. Bu yüzden kazıyarak temizledi. Daha sonra sol tarafa yeni portu taktı. Fakat geçen seferki gibi bu seferde 45 dk denen operasyon tam 2 saat sürdü. Şimdi dinlenme zamanı.
5 Nisan 2017 Çarşamba
Sağlık durumu güncelleme
Bildiğiniz gibi Halaven tedavisi gördüm, bu tedavinin çok ağır yan etkilerini gördüm. Eller ve ayaklarda ciddi his kaybı oldu. Bu hissizliği sürekli doktorumla, hemşirelerle konuştum. Hep "ilacın yan etkisi" dendi. 2 kez kendi isteğimle fizik tedaviye başvurdum. Donuk omuz ve düşük parmak diye teşhis kondu. Düşük parmak ayakta aksaklık ve düşük parmağın yüzünden takılıp ciddi düşmeler yaşadım. Zorla fizik olmak için uğraştım. Doktorum ısı tedavisini yasakladı.20 kez fizyoterapi gördüm. Bu arada halsizlik ve düşme nedeniyle tekerlekli sandalyeye geçtim. Fizyoterapi çok faydalı olmadı. Pet ct'de diğer organlara sıçramanın dışında omuzda da 2 tümor çıktı. Bu yüzden 10 doz radyoterapi tedavisi gördüm. Radyoloji doktoru "kolunu ömrünün sonuna kadar hareket ettirme" dedi ama hareket etmeyince de daha kötü oluyordu, kolum hiç kalkmıyordu, her gün ağrı kesiciler, jeller, kremler vs hiç işe yaramadı. Sürekli ağrım vardı, gece uykudan uyandırıyordu.
Ablamın arkadaşlarından birinin eşi geçen yıllarda trafik kazası geçirdi. Boyundan itibaren felç oldu. Sonra fizik tedavi gördü ve şu anda araba kullanıyor, geziyor. Ablam meleğim bana dedi ki
"yavrum karışmak istemiyorum ama bu kolun ve ayakların için o fizik tedaviye başvuralım mı, bir de onu deneyelim" dedi. Hemen arama yaptık ve felçli hastalara evde fizik tedavi uygulayan bir firma bulduk. Bundan önceki fizyoterapide fizyoterapist bana hareketler yaptırıyordu ve o hareketleri halen yapıyorum. Fakat her hangi bir alet kullanılmadı.Semih 1 ay her gün sabah izin alıp beni fiziğe götürdü, bitene kadar bekleyip bir de geri eve bıraktı. Ona da ciddi yorgunluk oldu.
Evde fizik tedaviye başladık. 2 tür taşınabilir aletle tedavi, masaj ve bandaj uygulaması yapıldı. 15 seans olarak başladık. 5. seansın ardından düşük parmak işi bitti. Ayaklarda elektrik tedavisi 9.seansta bastonu attırdı. 13.seansta ablamla Bostancı-Maltepe gezdik. Merdivenleri tek başıma inip çıkamıyordum 10.seansta baston yardımıyla kendim inip çıkmaya başladım. Kol- donuk omuz ise yarı yarıya açıldı. Artık kendim yıkanabiliyorum, kolumla saçımı yıkayabiliyorum.
Ağrılar için özel bant kinesizyon bantları varmış. Bunların da renklerine göre ayrılıyormuş. Siyah en güçlüymüş- eğer yanlış hatırlamıyorsam-. Ayrıca kola destek veren elastik, kendiliğinden yapışkanlı bantlar var, tüm kola sarıyor ve omuz kuluncuna da ağrı kesici kinesizyon bant yapıştırılıyor. Kolu diğer kolun az bir desteğiyle yukarıya kadar kaldırıyorum. 3 seans daha devam edeceğiz, ayrıca verdiği hareketleri günde 2 kez-3 kez yapıyorum.
Diyeceğim o ki beni "ilacın etkisi, ilaç bitince 2 ayda geçer "diye tam 1 sene oyaladılar. Tabii tedavi geç başlayınca düzelme kısmı daha zor ve daha geç oluyor. Sizde muhakkak tüm seçenekleri kullanın. Eğer bu konuda daha fazla bilgi almak, soru sormak isterseniz memnuniyetle yardımcı olurum.
Tüm hastalara Rabbimden şifa , yakınlarına güç kuvvet vermesini diliyorum.
Ablamın arkadaşlarından birinin eşi geçen yıllarda trafik kazası geçirdi. Boyundan itibaren felç oldu. Sonra fizik tedavi gördü ve şu anda araba kullanıyor, geziyor. Ablam meleğim bana dedi ki
"yavrum karışmak istemiyorum ama bu kolun ve ayakların için o fizik tedaviye başvuralım mı, bir de onu deneyelim" dedi. Hemen arama yaptık ve felçli hastalara evde fizik tedavi uygulayan bir firma bulduk. Bundan önceki fizyoterapide fizyoterapist bana hareketler yaptırıyordu ve o hareketleri halen yapıyorum. Fakat her hangi bir alet kullanılmadı.Semih 1 ay her gün sabah izin alıp beni fiziğe götürdü, bitene kadar bekleyip bir de geri eve bıraktı. Ona da ciddi yorgunluk oldu.
Evde fizik tedaviye başladık. 2 tür taşınabilir aletle tedavi, masaj ve bandaj uygulaması yapıldı. 15 seans olarak başladık. 5. seansın ardından düşük parmak işi bitti. Ayaklarda elektrik tedavisi 9.seansta bastonu attırdı. 13.seansta ablamla Bostancı-Maltepe gezdik. Merdivenleri tek başıma inip çıkamıyordum 10.seansta baston yardımıyla kendim inip çıkmaya başladım. Kol- donuk omuz ise yarı yarıya açıldı. Artık kendim yıkanabiliyorum, kolumla saçımı yıkayabiliyorum.
Ağrılar için özel bant kinesizyon bantları varmış. Bunların da renklerine göre ayrılıyormuş. Siyah en güçlüymüş- eğer yanlış hatırlamıyorsam-. Ayrıca kola destek veren elastik, kendiliğinden yapışkanlı bantlar var, tüm kola sarıyor ve omuz kuluncuna da ağrı kesici kinesizyon bant yapıştırılıyor. Kolu diğer kolun az bir desteğiyle yukarıya kadar kaldırıyorum. 3 seans daha devam edeceğiz, ayrıca verdiği hareketleri günde 2 kez-3 kez yapıyorum.
Diyeceğim o ki beni "ilacın etkisi, ilaç bitince 2 ayda geçer "diye tam 1 sene oyaladılar. Tabii tedavi geç başlayınca düzelme kısmı daha zor ve daha geç oluyor. Sizde muhakkak tüm seçenekleri kullanın. Eğer bu konuda daha fazla bilgi almak, soru sormak isterseniz memnuniyetle yardımcı olurum.
Tüm hastalara Rabbimden şifa , yakınlarına güç kuvvet vermesini diliyorum.
30 Aralık 2016 Cuma
Mutlu yıllar
İdoşum'un yeni yıl kartındaki gibi
Güle güle 2016, son üç senede olduğu gibi senden hiiiiiç memnun kalmadım.
Hoşgeldin 2017, senden beklentim tüm ailem,tüm hastalar ve kendim için sadece sağlık.
Ben genelde tv seyretmem, bilgisayarde film, dizi izlerim, kitap okurum. Bu sabah elektrik gene kesikti dolayısıyla internet yoktu. Bilgisayardan sevdiğim şarkıları açtım, yanımda sıcacık çay, güzel bir kitap. Yarabbim sen sağlık ver. Huzur zaten var, aile sevgisi zaten var. Evlat sevgisi ve sağlığı - sonsuz kere şükürler olsun -zaten var, bir ben kaldım hasta olan. Şifa ver Rabbim.
Sevgili dostlar, blog dostlarım, 2017 herkese SAĞLIK, BOL KAZANÇ, MUTLULUK, BARIŞ dolu olsun. 20 YAŞINDA gençler ÖLMESİN, hiçbir anne AĞLAMASIN, BARIŞ OLSU N VE TERÖR BİTSİN. HERKESE İYİ SENELER.
Güle güle 2016, son üç senede olduğu gibi senden hiiiiiç memnun kalmadım.
Hoşgeldin 2017, senden beklentim tüm ailem,tüm hastalar ve kendim için sadece sağlık.
Sevgili dostlar, blog dostlarım, 2017 herkese SAĞLIK, BOL KAZANÇ, MUTLULUK, BARIŞ dolu olsun. 20 YAŞINDA gençler ÖLMESİN, hiçbir anne AĞLAMASIN, BARIŞ OLSU N VE TERÖR BİTSİN. HERKESE İYİ SENELER.
17 Kasım 2016 Perşembe
Artık kötü haber istemiyordum ama...
Beyin'e sıçramıştı ya benim gezenti kanser, 10 doz radyoterapi aldık ve 1 ay geçtikten sonra kontrastlı beyin mr'ı çekildi ve temiz çıktı. Kan testlerim de bunca yıldır normal değerleri hiç görmemişken şimdi ca15-3 -göğüs kanseri markeri ve cea- genel kanser markeri- değerleri normal seviyelere düşmüştü. Heveslendik karı koca. Ben içimden kanserime küfür edip,uzun aradan sonra "yeneceğim oğlum seni" demeye başladım. Her hastaneye gidişde hevesle "iyi haberlerle dönün inşallah" diyen kuzuma bu iki iyi haberi verdik. Sıra 3 ay sonra pet ct çektirmeye geldi.
Bu arada kolum yaşadığımız stres nedeniyle yine tutuldu. Fizik tedavi hocasına gittik, o da bize omuz mr'ı yazdı. Geçen sefer çektirdiğimizde kanser görülmemişti, pet ct'de omuzda ve akciğerde yeni odaklar görüldü. Tabii bu sonucu alınca moraller gene yerlere düştü. Derviş normalde birşey olursa beni arar, 4-5 kez aramaya ve "sakın ağlama, sen ağlarsan ben daha çok üzülüyorum." demeye başladı. İdil'e de anlattık. Sonra bana "anneliğin en zor yanı ne?" diye sordu. Ben de "sürekli doğru mu yapıyorum diye düşünmek" dedim. Bugün okuldan geldi ve bana "sana akrostişli şiir yazdım" dedi.
Annem hep düşünürsün
Yanlış mı yaptım diye
Şey ne de olsa o anne
En büyük korkusu
Ne bilirim
Öteki sayfa
Annem seni çok seviyorum -dudak resmi
Diğer sayfa
Bir kadın resmi
Bu sensin
Seni çok seviyorum
Diğer şiir
Aşk kokusu gözlerinden belli
Niye diye sorma
Neden diye de
Emin ol
Canımdan kıymetli
İlk sevgim sensin
Manolyalar,menekşeler senden güzel kokamaz
Diğer sayfa
I LOVE YOU
Öteki sayfa
Bu sensin
Kadın resmi
Kalp
Zaten sızım sızım sızlayan vicdanımı, daha da sızlattı kuzum.
Normal çocukların bilmediği kemoterapi, pet ct, mr kavramlarını senin hayatına soktum. Bana habire "ne zaman iyileşeceksin?"diye soruyorsun bende sana "cevabını bilmediğim tek soruyu soruyorsun" diyorum. KEŞKE, KEŞKE
Bu arada kolum yaşadığımız stres nedeniyle yine tutuldu. Fizik tedavi hocasına gittik, o da bize omuz mr'ı yazdı. Geçen sefer çektirdiğimizde kanser görülmemişti, pet ct'de omuzda ve akciğerde yeni odaklar görüldü. Tabii bu sonucu alınca moraller gene yerlere düştü. Derviş normalde birşey olursa beni arar, 4-5 kez aramaya ve "sakın ağlama, sen ağlarsan ben daha çok üzülüyorum." demeye başladı. İdil'e de anlattık. Sonra bana "anneliğin en zor yanı ne?" diye sordu. Ben de "sürekli doğru mu yapıyorum diye düşünmek" dedim. Bugün okuldan geldi ve bana "sana akrostişli şiir yazdım" dedi.
Annem hep düşünürsün
Yanlış mı yaptım diye
Şey ne de olsa o anne
En büyük korkusu
Ne bilirim
Öteki sayfa
Annem seni çok seviyorum -dudak resmi
Diğer sayfa
Bir kadın resmi
Bu sensin
Seni çok seviyorum
Diğer şiir
Aşk kokusu gözlerinden belli
Niye diye sorma
Neden diye de
Emin ol
Canımdan kıymetli
İlk sevgim sensin
Manolyalar,menekşeler senden güzel kokamaz
Diğer sayfa
I LOVE YOU
Öteki sayfa
Bu sensin
Kadın resmi
Kalp
Zaten sızım sızım sızlayan vicdanımı, daha da sızlattı kuzum.
Normal çocukların bilmediği kemoterapi, pet ct, mr kavramlarını senin hayatına soktum. Bana habire "ne zaman iyileşeceksin?"diye soruyorsun bende sana "cevabını bilmediğim tek soruyu soruyorsun" diyorum. KEŞKE, KEŞKE
24 Ağustos 2016 Çarşamba
48 yaş ve 17 yıl
Geçen seneki doğum günüm ve evlilik yıldönümümüzü keyifsiz keyifsiz kutlamıştık. Bu sene ise kuzum daha 1 hafta kala beni gaza getirme çalışmalarına başladı.
"Heyecanlanıyor musun anne?"
"Doğum gününde ne istersin anne?" daha bir yığın felsefik sorular.
Keyifsiz kutlama insanın moralini de etkiliyor.Hatta giydiğin renkler bile kendini iyi ya da kötü hissetmenize yol açıyor. Ben senelerdir zorda kalmazsam siyah ve gri giymem. Gardrobumda rengarengk pantalonlarım vardır.
Evde de aksatmadan yaptığım fizik tedavi hareketleri en nihayet biraz faydasını gösterdi, tekerlekli sandalyeyi kenara kaldırdık. Merdivenlerden biraz daha rahat iniyorum. Bu kadarcık bir gelişme bile o kadar sevindirdi ki beni, aylar sonra -tam 7 ay - dışarı çıkmaya karar verdik.
İdil "Senin doğum gününde ben de şık olmalıyım" dedi ve kendine kıyafet aldırdı.
Öğlen ablam meleğim bize pasta getirdi, kız kıza kutladık.
Akşam baba geldiğinde anne-kız bir hazırlık yaptık, görmelere layık. Makyaj yaptık, giyindik, süslendik. Temiz hava almak için Pendik Marina'ya gitmek istedik. Orada da asansör yok ve epey merdiven var diye Derviş'im çok korktu ama merdivenleri trabzanlarla rahat inip çıktım,epey yürüdüm, tabii bastonla. Yemekten sonra dondurmamızı da yedik. O kadar değişiklik bile bize kendimizi çok ama çok iyi hissettirdi.
Bu yılki hediyem ailemizin her ferdi için kırmızı kalpler, küçük Kur'an -Nazar değmesin diyeymiş- "Çabuk İyileş" yazılı bir not ve evlilik yıldönümümüz için aşağıdaki not.
"Annem ve Babam
Annem iyiki doğdun aşkım hayatımın anlamısın aşkımsın ve ayrıca evlilik yıldönümünüz kutlu olsun. Babam seni çok seviyorum hayatımın 2.anlamı evlilik yıldönümünüz kutlu olsun. (Aşağıdakiler biziz) Aile resmi.
Nasıl erimem ben şimdi?
İnşallah bu güzel günlerin devamı gelsin ve bu illet bitsin.
"Heyecanlanıyor musun anne?"
"Doğum gününde ne istersin anne?" daha bir yığın felsefik sorular.
Keyifsiz kutlama insanın moralini de etkiliyor.Hatta giydiğin renkler bile kendini iyi ya da kötü hissetmenize yol açıyor. Ben senelerdir zorda kalmazsam siyah ve gri giymem. Gardrobumda rengarengk pantalonlarım vardır.
Evde de aksatmadan yaptığım fizik tedavi hareketleri en nihayet biraz faydasını gösterdi, tekerlekli sandalyeyi kenara kaldırdık. Merdivenlerden biraz daha rahat iniyorum. Bu kadarcık bir gelişme bile o kadar sevindirdi ki beni, aylar sonra -tam 7 ay - dışarı çıkmaya karar verdik.
İdil "Senin doğum gününde ben de şık olmalıyım" dedi ve kendine kıyafet aldırdı.
Öğlen ablam meleğim bize pasta getirdi, kız kıza kutladık.
Akşam baba geldiğinde anne-kız bir hazırlık yaptık, görmelere layık. Makyaj yaptık, giyindik, süslendik. Temiz hava almak için Pendik Marina'ya gitmek istedik. Orada da asansör yok ve epey merdiven var diye Derviş'im çok korktu ama merdivenleri trabzanlarla rahat inip çıktım,epey yürüdüm, tabii bastonla. Yemekten sonra dondurmamızı da yedik. O kadar değişiklik bile bize kendimizi çok ama çok iyi hissettirdi.
Bu yılki hediyem ailemizin her ferdi için kırmızı kalpler, küçük Kur'an -Nazar değmesin diyeymiş- "Çabuk İyileş" yazılı bir not ve evlilik yıldönümümüz için aşağıdaki not.
"Annem ve Babam
Annem iyiki doğdun aşkım hayatımın anlamısın aşkımsın ve ayrıca evlilik yıldönümünüz kutlu olsun. Babam seni çok seviyorum hayatımın 2.anlamı evlilik yıldönümünüz kutlu olsun. (Aşağıdakiler biziz) Aile resmi.
Nasıl erimem ben şimdi?
İnşallah bu güzel günlerin devamı gelsin ve bu illet bitsin.
16 Ağustos 2016 Salı
Sağlık sektörü dedin mi tüylerim diken diken oluyor!
Son kanser maceramız 2013'te başladığında adına kanıp -2000'de ilk gittiğimiz ve tedavimizi yapan meşhurrrr doktorun yardımcısı- ve evimize yakın bir merkeze başladık. Doktorumuz hem devlette hem de bu muayenehanesinde çalıştığından akşam gelip gece 04.00'e kadar hasta bakıyordu.Biz bir seferinde 02.30'da muayene olduk! E, bu adam ne araa dinlenecek te hastalara dikkatli bakacak?
Bana kendisi ilk tedavimde kırmızı ilaç adlı bir ilaç verildiğini, bu ilacı ömür boyu 1 kez kullanılması gerektiğini ve bunu hatırlatmamı istediği halde,3 kez tedavime eklemeye çalıştı! Üstelik dosyaya kalın harflerle de yazılmıştı. Ama o kadar yoğunlukta bu hatalar ölümcül olabilirdi!
Kemoterapi öncesi kan tahliline ayrı para, kullanılan port iğnelerini biz kendimiz alıyorduk, ona ayrı para, kemoterapilere - hizmet bedeli- adı altında ayrı para, üstelik hemşireler bilgisiz, tam 5 port iğnesi harcayıp damara giremeyen mi dersiniz, alerji ilacı takmadan kemoterapi başlayan mı dersiniz, neler gördük. Sonra şu an da devam ettiğimiz üniversite hastanesine başladık. Ne kan tahliline para istediler,, port iğnesini onlar veriyor, hemşireler gayet bilgili, doktor desen herşeyi incelemeden tahlil bile yazmıyor. Yani araştırın, memnun değilseniz değiştirin. Doktoru, hastaneyi hepsini inceleyin.
Şimdi beyincikte çıkan tümorler için radyoterapi verdiler. Bizim üniversite hastanesinde radyoterapi olmayınca gene bu memnun kalmadığımız merkeze gittik. Adları hastahane olmuş, yeni yapılar, yeni doktorlar, yeni elemanlar. Ama adı hastane olunca iş bitmemiş. 3.kürü aldık, 2 kez makine arıza yaptı! İlk arıza aynı gün yapıldı ve tedavi aksamadı ama bu sabah gittiğimizde makine arızalı dediler. 1 saat bekledik, teknisyen çağırdık , evinize dönün, biz size haber vereceğiz dediler. Sonra arayıp makina arızası büyük, 1 hafta işlem yapılamaz dediler!
Tabii hemen başka yer arayışına girdik. Fakat başvurduğumuz diğer hastahane "etik" olarak tedavisi başlayan hastayı almadıklarını, bu riske hiçbir doktorun da girmediğini söyledi.,
Makinanın ayarlarının kendine özgü olduğu, oradaki dozu başka makinanın daha farklı verip tedaviyi kötüleştireceğini söylemişler. Bakalım kalan 7 kürü hangi maceralarla alabileceğiz?
Bana kendisi ilk tedavimde kırmızı ilaç adlı bir ilaç verildiğini, bu ilacı ömür boyu 1 kez kullanılması gerektiğini ve bunu hatırlatmamı istediği halde,3 kez tedavime eklemeye çalıştı! Üstelik dosyaya kalın harflerle de yazılmıştı. Ama o kadar yoğunlukta bu hatalar ölümcül olabilirdi!
Kemoterapi öncesi kan tahliline ayrı para, kullanılan port iğnelerini biz kendimiz alıyorduk, ona ayrı para, kemoterapilere - hizmet bedeli- adı altında ayrı para, üstelik hemşireler bilgisiz, tam 5 port iğnesi harcayıp damara giremeyen mi dersiniz, alerji ilacı takmadan kemoterapi başlayan mı dersiniz, neler gördük. Sonra şu an da devam ettiğimiz üniversite hastanesine başladık. Ne kan tahliline para istediler,, port iğnesini onlar veriyor, hemşireler gayet bilgili, doktor desen herşeyi incelemeden tahlil bile yazmıyor. Yani araştırın, memnun değilseniz değiştirin. Doktoru, hastaneyi hepsini inceleyin.
Şimdi beyincikte çıkan tümorler için radyoterapi verdiler. Bizim üniversite hastanesinde radyoterapi olmayınca gene bu memnun kalmadığımız merkeze gittik. Adları hastahane olmuş, yeni yapılar, yeni doktorlar, yeni elemanlar. Ama adı hastane olunca iş bitmemiş. 3.kürü aldık, 2 kez makine arıza yaptı! İlk arıza aynı gün yapıldı ve tedavi aksamadı ama bu sabah gittiğimizde makine arızalı dediler. 1 saat bekledik, teknisyen çağırdık , evinize dönün, biz size haber vereceğiz dediler. Sonra arayıp makina arızası büyük, 1 hafta işlem yapılamaz dediler!
Tabii hemen başka yer arayışına girdik. Fakat başvurduğumuz diğer hastahane "etik" olarak tedavisi başlayan hastayı almadıklarını, bu riske hiçbir doktorun da girmediğini söyledi.,
Makinanın ayarlarının kendine özgü olduğu, oradaki dozu başka makinanın daha farklı verip tedaviyi kötüleştireceğini söylemişler. Bakalım kalan 7 kürü hangi maceralarla alabileceğiz?
6 Ağustos 2016 Cumartesi
Kendi kendinin doktoru olmak
15 günlük fizik tedavi bitti, gidemediğim günler, bayram vs sayılırsa 1 ay bitti. Peki şikayetler bitti mi? Maalesef hayır, omuz hala ağrı kesici almayı gerektirecek kadar ağrılı, ayaklar halen halsiz, merdivenler halen yardımsız inip çıkılamıyor. Fizyoterapistin dediğine göre geç kalmışız. Kaslar bir haftada zayıflar dedi. Eğer ki ben kendimi yırtıp ne olacak bu ayaklar diye doktoru yemesem, bize hala ilaçların yan etkisi, geçer diye vakit kaybettireceklerdi. Yani kanser hastalarına tavsiyem en ufak bir rahatsızlıkta geçer vs deyip beklemeyin, sorun, araştırın ve muhakkak üzerine düşün. Kimse sizin vücudunuzu sizin kadar tanıyamaz, dolayısıyla olan değişikliği en iyi siz fark edersiniz. Ben bu fizik tedavi için 3 farklı doktora gittim ve sonunda doğru yaklaşımı buldum. Daha oyalansam 2 ayda düzelecek bacaklar -misal- 4 ayda düzelirdi.
Ve dün geceki meseleye gelelim. Normal ilaçlarımı içtim, her zamanki saatte yattım. Yatakta her zamanki gibi debelenirken çok garip birşey oldu.. Burnuma ve genzime tanıdığım ama adını çıkaramadığım 2 farklı tat ve koku geldi. Rahatsız edici bir koku ve tat. Sonra sanki kızgın kömür içmişim gibi içime yoğun bir sıcaklık yayıldı, ama rahatsız edici bir sıcaklık. Sonra peşinden yoğun bir mide bulantısı ve baş dönmesi. O kadar ki kahvaltı etmediğim halde ancak saat 15.00'te 2 grisini yiyebildim. Sabah 07.00 de uyandım, şikayetler aynen devam ediyordu. Bugün aynı zamanda kemoterapinin son kürüydü. Birden içime kötü şeyler olacakmış hissi geldi. Doğru acil servise gittik, şikayetlerimizi anlattık, tahliller yspıldı, iğneler vs. Ama ben ağlıyorum, çünkü ölecekmişim gibi hissediyorum. Derviş hemen ablamı aradı, evleri zaten hastaneye yakındı. Doktorum şikayetlerime bakıp kontrastlı beyin MR'ı istedi. MR'da beyincikte 2 adet tümor bulundu ve acilen radyoterapi başlanmasına karar verildi. Radyolog cumartesi çalışmadığından pazartesine randevu aldık. Eve döndük biraz uyudum ve biraz düzeldim. Ancak içimdeki sıcaklık ve kötü hisler devam etmekte. Yani bu şikayetleri ciddiye almasaydık, tümorler büyüyecek ve başımıza daha büyük dert açacaktı.
Lütfen en ufak bir problem bile olsa muhakkak doktora gidin.
Ve dün geceki meseleye gelelim. Normal ilaçlarımı içtim, her zamanki saatte yattım. Yatakta her zamanki gibi debelenirken çok garip birşey oldu.. Burnuma ve genzime tanıdığım ama adını çıkaramadığım 2 farklı tat ve koku geldi. Rahatsız edici bir koku ve tat. Sonra sanki kızgın kömür içmişim gibi içime yoğun bir sıcaklık yayıldı, ama rahatsız edici bir sıcaklık. Sonra peşinden yoğun bir mide bulantısı ve baş dönmesi. O kadar ki kahvaltı etmediğim halde ancak saat 15.00'te 2 grisini yiyebildim. Sabah 07.00 de uyandım, şikayetler aynen devam ediyordu. Bugün aynı zamanda kemoterapinin son kürüydü. Birden içime kötü şeyler olacakmış hissi geldi. Doğru acil servise gittik, şikayetlerimizi anlattık, tahliller yspıldı, iğneler vs. Ama ben ağlıyorum, çünkü ölecekmişim gibi hissediyorum. Derviş hemen ablamı aradı, evleri zaten hastaneye yakındı. Doktorum şikayetlerime bakıp kontrastlı beyin MR'ı istedi. MR'da beyincikte 2 adet tümor bulundu ve acilen radyoterapi başlanmasına karar verildi. Radyolog cumartesi çalışmadığından pazartesine randevu aldık. Eve döndük biraz uyudum ve biraz düzeldim. Ancak içimdeki sıcaklık ve kötü hisler devam etmekte. Yani bu şikayetleri ciddiye almasaydık, tümorler büyüyecek ve başımıza daha büyük dert açacaktı.
Lütfen en ufak bir problem bile olsa muhakkak doktora gidin.
9 Temmuz 2016 Cumartesi
Fizik tedavi raporumu veriyorum
Fizik tedaviye başladık 6 defa gittik, bu arada evde de günde 2 kez kendim yapıyorum. Fizyoterapistin bana dediği "Kasların çok tembel olduğu, 3 gün bile kullanılmazsa hemen tembelleştiği" benim de 3 aydır kullanamadığım kolumu acıta acıta açabileceğim, bacaklarda ve ayaklarda ciddi deformasyonlar olduğu, bacak içi, ayak bileği, kalça ve bel kaslarımın ciddi şekilde zayıfladığı, bunun içinse sadece hareketlerle çözebileceğim. Canım acıya acıya hareketleri yapıyorum ama bazen fazla zorlamaktan kas ağrıları yaşıyorum. Fizik tedaviye 700 tl verdik 10 seans için, belki uzatılacak. Kolum çok az açıldı ama bacaklar halen titrek, ayak bilekleri ise halen donuk.
Bakalım durum ne olacak?
Bakalım durum ne olacak?
21 Haziran 2016 Salı
Ve tekerlekli sandalyeye geçtik....
Bugün fizik tedavi doktoruna göründük. Omuz için soğuk tedavisi ve hareket verdi. Aslında başka tedavi şekilleri de olduğunu ama bende kullanılamayacağını söyledi. Sol ayak parmağım düştü, yani diğer parmaklardan daha aşağıda duruyor ve kaldıramıyorum parmağı..Ayaklar için de aynı anda fizik tedavi yapılacak, 10 seans sonrası kontol olacak ve ya tamam ya devam diyecekler. Ablam meleğim pazarımızı yapmak için bize gelecekti, onu da evden alıp bize geldik. Bahçedeki ilk yükseltide gene dengem bozuldu ve düştüm. Derviş beni tutmak için sakat omzuma asılınca küt diye yere oturdum ve acıdan ağlamaya başladım. Garibim Derviş özürler diledi, zaten isteyerek böyle şeyler yapılmaz. Beni kaldırması da zor tabii. Kapıcıyı çağırdık, adamcağız hangi kolu tutacağını şaşırdı. Bense koca kadın burnumdan sümükler aka aka yerde ağladım. Ablam meleğim beni sakinleştirdi, zor şer merdivenleri çıktık. Kapıcıya merdivenlere rampa yapmasını rica ettik. Adamcağız marangozluk yaptığından elinde malzemesi de olduğundan rampayı yaptı. Ablam da medikal dükkanlarında tekerlekli sandalye aradı. Kiralama bedeli aylık 100 tl imiş, satın alırsak 250 tl imiş. Satın aldık. İdoş istemedi tekerlekli sandalyeyi ama düştüğümü duyunca "Anne, evde de kullan, böylece hiç düşmezsin." dedi. Kendine oyuncak arıyor zilli. Bakalım, gelecek günler neler getirecek...
Hastaneye gidip gelirken yolda yürüyen insanlara özenerek bakıyorum. Böyle basit bir şeye bile özeniyor insan, sağlamken düşünemediğim şeyler hastayken gözüme nasıl görünüyor... Rabbim kimseyi sağlığından ayırmasın.
Hastaneye gidip gelirken yolda yürüyen insanlara özenerek bakıyorum. Böyle basit bir şeye bile özeniyor insan, sağlamken düşünemediğim şeyler hastayken gözüme nasıl görünüyor... Rabbim kimseyi sağlığından ayırmasın.
19 Haziran 2016 Pazar
İlkokulu bitirdik.
Anaokuluyla beraber 5 yıllık okul hayatında ilk defa karne gününe gidemedim. Ablam meleğimle gittiler. Takdir getirdi kuzum gene,çok gururlandırdı bizi.
Ve gene bir pet ct çekimi ve sonrasında hayal kırıklığı yaşadık. Bu sefer akciğerde 2 tümor bulundu. Neyse ki omuzda kanserli tümor yok ama ağır hasar var. Zaten bu yüzden sürekli ağrı kesiciler kullanmak zorunda kalıyorum. Ayaklardaki güçsüzlük daha da beter oldu. Merdiven inerken ve çıkarken Derviş beni koltuk belimden tutup kaldırıyor. Hastanede tekerlekli sandalye ve rampa olduğundan zorlanıyorum ama evdeki 7 basamak bana ızdırap oluyor.
Pet ct sonuçlarını doktora gösterdik, hemen kemoterapi dedi. "Vallahi eğer bir kür daha Halaven verirseniz benim burdan ölüm çıkar" dedim. Taxol verilecek, hatta ilk kemoterapiyi cumartesi olduk bile. Birkaç ay daha kemoterapi göreceğim. Neyse ki Taxol bana Halaven kadar dokunmuyor.
Ayaklar ve omuz için fizik tedavi önerdi.Salı günü onlardan randevu aldım. Omuza fazla ışın, sıcak vs tedavisi akciğere yakın olduğundan yapılamayacağını, biriken ödemi iğne ile alınmasını, ancak bele yani ayaklara ne gerekliyse yapılabileceğini söyledi doktorum. Şimdi fizik tedavi doktorundan tedavi protokolünü alıp onkoloğumuza gösterip tedaviye başlayacağız inşallah.
Her pet ct sonrası yaşadığımız hayal kırıklığı yanında tedaviden bıkmam, giderek kötüye gitmem sebebiyle "Ben tedavi istemiyorum, bırakın öleyim, kurtulayım bu ızdıraptan" diyaloğuma Derviş'in "Cıvıma! Senin öyle bir hakkın da yok, seçeneğinde! Her pet sonrası aynı muhabbet" cevabıyla susturuldum. Artık o kadar yorgun ve bıkkınım ki vallahi ölümü kurtuluş olarak görüyorum. Hatta tövbe ama Allah'a isyan ettim ve bağıra bağıra ağladım... Rabbim sen herşeye kadirsin, şifayı sen verirsin. Nerde hasta varsa hepimize acil şifalar ver.
Ve gene bir pet ct çekimi ve sonrasında hayal kırıklığı yaşadık. Bu sefer akciğerde 2 tümor bulundu. Neyse ki omuzda kanserli tümor yok ama ağır hasar var. Zaten bu yüzden sürekli ağrı kesiciler kullanmak zorunda kalıyorum. Ayaklardaki güçsüzlük daha da beter oldu. Merdiven inerken ve çıkarken Derviş beni koltuk belimden tutup kaldırıyor. Hastanede tekerlekli sandalye ve rampa olduğundan zorlanıyorum ama evdeki 7 basamak bana ızdırap oluyor.
Pet ct sonuçlarını doktora gösterdik, hemen kemoterapi dedi. "Vallahi eğer bir kür daha Halaven verirseniz benim burdan ölüm çıkar" dedim. Taxol verilecek, hatta ilk kemoterapiyi cumartesi olduk bile. Birkaç ay daha kemoterapi göreceğim. Neyse ki Taxol bana Halaven kadar dokunmuyor.
Ayaklar ve omuz için fizik tedavi önerdi.Salı günü onlardan randevu aldım. Omuza fazla ışın, sıcak vs tedavisi akciğere yakın olduğundan yapılamayacağını, biriken ödemi iğne ile alınmasını, ancak bele yani ayaklara ne gerekliyse yapılabileceğini söyledi doktorum. Şimdi fizik tedavi doktorundan tedavi protokolünü alıp onkoloğumuza gösterip tedaviye başlayacağız inşallah.
Her pet ct sonrası yaşadığımız hayal kırıklığı yanında tedaviden bıkmam, giderek kötüye gitmem sebebiyle "Ben tedavi istemiyorum, bırakın öleyim, kurtulayım bu ızdıraptan" diyaloğuma Derviş'in "Cıvıma! Senin öyle bir hakkın da yok, seçeneğinde! Her pet sonrası aynı muhabbet" cevabıyla susturuldum. Artık o kadar yorgun ve bıkkınım ki vallahi ölümü kurtuluş olarak görüyorum. Hatta tövbe ama Allah'a isyan ettim ve bağıra bağıra ağladım... Rabbim sen herşeye kadirsin, şifayı sen verirsin. Nerde hasta varsa hepimize acil şifalar ver.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






















































