İdil'in okula gitmeme, ağlama problemleri artık gündelik hale gelince, eski çalıştığım işyerinden arkadaşım Fatma , sağolsun araştırıp bana bir isim önerdi. Üstüne İdil'in eğer okula gelmezse okulda durmak istemediği ve yapıştığı arkadaşı da başka okula yazdırılınca konu tavan yaptı.
İlk seansı aile ile beraber yapmak istediğinden ve Derviş böyle psikiatrist, pedagog gibi kavramlara şiddetle karşıyken önce onu ikna etmek için tüm masumiyetimle
"Ayyy, ben birşey yaptım ama bana kızma" dedim.
Yeminle o bakışı görmeniz lazımdı. "Acaba benim avrat kimi kesti? Katil mi oldu? Gene ne salaklık çıktı bunun başının altından?" gibiydi.
Durumu anlattım, cumartesi randevu aldım dedim
"İkiniz kalkın gidin o zaman" dedi.
Neyse, bir şekil ikna ettik vs. İdil'e de "Senin gibi okula giderken ağlayan, bazı sıkıntıları olan çocuklar için bir doktor var. Ama ilaç, tahlil falan yok. Sadece sana ve bize sorular soracak ve bize çözüm yolları sunacak" dedim. Tabii bu doktora gitme gününe kadar 3 kez tekrar soruldu, tekrar aynı cevap verildi.
Sabah doktora gidildi. Kadına önce benim sağlık sorunlarım, sonra İdil'in okul konusu anlatıldı.
Kadın sordu
"Size İdil'deki sorun ne?"
Ben " Benim hastalığım, okulun değişmesi, kendi öğretmeninin hastalanması, 3. kez öğretmen değişmesi, sıkı sıkıya bağlandığı arkadaşı başka okula gitti ve böyle oldu" dedim.
Derviş
"Şımarıklığından" dedi.
Kısa ve öz. Herhangi bir çözümlemeye gerek yok yani.
Sonra "Evde kimin sözü geçer?" sorusuna
"Benim değil, anasının" cevabı geldi.
Halbuki sırf o istemediğinden alışveriş, oyuncakçı gezileri, tiyatro ve bale gibi etkinlikler anne-kız olarak yapılıyor, park vs haftasonu gidilmiyor vs vs.
Sıra geldi İdil'e, kadın sordu
"Buraya niye geldiğini biliyor musun?"
"Yooo!"
"Peki okulu seviyor musun?"
"Evet, seviyorum"
"Arkadaşlarınla aran nasıl?"
Hani o "kızlar benimle oynamıyor, beni aralarına almıyor, tenefüse o yüzden çıkmıyorum, kimse benimle oynamadığından sınıfta öyle oturup üzülüyorum" diyen tip
"İyiii" demez mi?
"Peki evdeki kuralları biliyor musun?" sorusuna ki bu konuda yakın zamanda ödev bile yaptık
"Bilmiyorum" cevabı verdi!
Orda elime kırbaç, kemer vs birşey alıp bu ikisini dövesim geldi, feci şekilde!
Kadın bana annemle olan ilişkimi sordu.
"Annem bizi severdi ama sinirliydi, döverdi de. Ama o devirde tüm anneler öyleydi, biz hiç kafaya takmadık. Ne yapsın kadın? Kısıtlı para, 3 çocuk, psikiatrik hastalığı, ölen 3 çocuğu... Normal yani böyle olması. Ama ben hiç onun sevgisiz olarak hissetmedim." dedim.
"Anneninize niye kızmıyorsunuz hala? "dedi.
"Kadın 82 yaşında, kızsam ne olacak. Bu saatten sonra değişmez ki" dedim.
Bana tüm kanserlerimin annemle olan ilişkim yüzünden olduğunu, çünkü tiroid hastalığının söyleyemediğin şeylerden dolayı, meme hastalıklarının içine attığın kızgınlıklar ve büyük bir sır yüzünden olduğunu söyledi. Annem ilk 2 kanseri bilmediğinden doğumdan sonra evde bunu sır olarak saklamak çok yanlışmış. Doğrudur. Bana kişisel gelişim kitaplarından olumlu düşünce gücü ile ilgili 3 kitap önerdi.
"Siz annenizle olan ilişkinizi çözmeden kızınızla olan ilişkinizi çözemezsiniz. Hayır demeyi öğrenin" dedi.
Derviş annemi anlattıysa da "Ne kadar hayırda deseniz kayınvalidem gene de onu size sürekli hatırlatır. Yaklaşık 5 yıldır deep freeze aldırmak için ne çocuğun sağlığından, ne kışın sebzeye para vermekten bahsedip durur. Üstelik söyler, sizi kızdırır, sonra sanki o hiçbirşey yapmamış, siz kendi kendinize dellenmişsiniz gibi olur" dese de kadın "Siz kendinizi değiştirin" dedi.
Sonra İdil'e işte yemek yedi, sticker yapıştır, kendi giyindi, sticker yapıştır, tv yarım saat diye tablo yapın dedi.
İlk gün eve geldik, tv kapandı ama baba mutfağa gidip tv'yi açtı.
"Bana mı ceza verdiler, ben seyrederim arkadaş" dedi. Eh, evde tv olmayınca ne oldu? "Anne benle oyna" baskısı. Oynadık tabii ama annenin hali var mı yok mu soran yok!
Sticker tablosu yapıldı, azimle 3-4 gün işaretlendi. Evde kurallar tablosu yapıldı, asıldı.
Akşam baba yatıracak dendi ama adam zaten saat 20.30-21.00 eve giriyor, o saatte çocuk zaten uyuyor. Haftasonu sabah 07.30'da kalkan çocuk gizlice tv seyretti, baba onu bastı, sonra bana
"Dedektif gibi bunun peşinde mi gezecem lan ben" diye şarladı.
Edit : Yemek konusunda da sadece yarım saat verin ve sonra yemezse toplayın dedi. Yermi kardeşim Türk çocuğu! O gün bugün 10 dakika geçmeden "Ben doydum" deyip kalkıyor. "Yediği kadar yesin, zorlamayın" düsturunu da hatırlatarak, "Ben doydum,şimdi abur cubur istiyorum" diyor. Tabii her zaman abur cubur yiyemese de , olsun o "doydu"! Batıdan alınan hiçbirşey bizim Türk'leri kesmez arkadaş!!!
En sonunda bu nedenler anlatılıp, "Ben pedagog'dan vazgeçtim" deyinde
"... hıyar diyene duz (tuz) olup goşarsan (koşarsan) aha böyle olur!" diye fırçayı da attı!
Yani olan bizim 200 TL'ye oldu!